Julia hemen telefon açıp kardeşi Silvia’yı çağırdı, durumu anlattı. Kucağında çouğuyla birdenbire terkedilmişti ama “yıkılmadım ayaktayım” modundaydı.
1 Eylül 2023 Cuma
Zor Gece
31 Ağustos 2023 Perşembe
Emrin olur gülüm başüstüne
Bir yol çizilmişti William’a. Kayahan’ın “emrin olur gülüm başüstüne” şarkısında müzik biraz gizemli başlar sanki orada korkutucu birşeyler olacaktır. William’ın kaderine de fırtınalar düşecektir.
Mezuniyetin
ardından üniversite’de bir iş bulunur, lojman tutulur ve iki genç evlenirler.
Bu arada hesapta olmayan bir şey olur Julia’nın küçük kardeşi Cecilia hamile
kalır.
Ne?! Herşeyin düzgün, sıralı gitmesine,
kitapta yazdığı gibi olmasını isteyen Julia için bu imkansız birşeydir. Cecilia
evlilik dışı bir ilişki yaşamış, hamile kalmış ve çocuğunu kendi büyütmeye
karar vermiştir. Bu haber anne Rose’u deliye döndürür. O öfkeyle, Cecilia’yı
evden gönderir. Bağımsız bir karakter yapısına sahip olan Cecilia, bir komşunun
evinde bir oda tutarak hayatına devam eder. Evlenmeyecektir. Ne iş yapacağı
konusu ise açıktır. Okulu falan boşver, ressam olarak hayatını kazanmaya
kararlıdır.
Julia düşünür,
kendisinin de bir bebeği olursa aileye yeniden ahenk gelebilir diye hayal kurar
ve William’a bir bebek istediğini söyler. Bu haber genç adamı şaşırtır, çünkü
henüz yeni evlenmiş, ayakları üzerine durmaya çalışıyorlarken ve daha çok
gençken böyle bir şeye hazır değildir. Ama herzamanki gibi eşinin isteklerine
karşı koymayı düşünemez ve bu durumda da sessizliği tercih eder.
Önce Cecilia’nın
kızı İsabel, sonra da Julia ve William’ın kızları Alice dünyaya gelir ve işler
ondan sonra karışmaya başlar.
Bu romanda yazar
hep ölümle doğumu eşleştirmiş. William’ın doğumundan hemen sonra ablasının
ölümü gibi İsabel’in doğumundan hemen sonra dedesi Charlie hayatını kaybediyor.
Charlie eşi Rose gibi çocuklarına karşı sert bir baba değildi. Kızının evden
ayrılmasını istemedi ama ona destek olmaya da ömrü vefa etmedi.
Bu ölüm üzerine
Rose’un artık sabrı taşmış olur, evi satıp Florida’ya taşınmaya karar verir.
Eşi ölmüş, bir torunu olmuş, diğer torunu da yoldayken çocuklarının kendisine
halen daha ihtiyacı varken, o kapıyı çekip gitmeyi tercih etmiştir. Bu durumda
diğer kızlar Silvia ve Emeline de bir anda evsiz kalmış olur. Emeline Cecelia
ile birlikte aynı yere kiracı olarak gider, Silvia ise biraz Julia’larda
kalarak, durumu idare etmeye çalışır.
Silvia da üniversiteye
gitmek ister ama o Julia gibi burs kazanamamıştır. Kütüphanede çalışarak para
biriktirmektedir. Emeline ise çocuk yuvasında çalışmakta ve çocukları çok
sevmektedir.
Julia’nın bebeği
Alice doğduğunda, kızkardeşleri özellikle Silvia kendisine yardımcı olur.
William gece gündüz çalışır. Üniversite’de kariyer yapmak, evi geçindirmek, bir
yandan gece bebek sesiyle uykusuz kalmak, onu giderek daha da yormaya,
bunaltmaya başlamıştır.
Julia ise tamamen
bebeğiye meşgul, sanki başka bir alemdedir. Giderek birbirlerinden uzaklaşmaya
başlarlar. William teselliyi gene basket sahasında arar. Boş vakitlerinde spor
salonuna gider, gide gele kendisini dizi için tedavi eden fizyoterapistle
arkadaş olur. Bu konuya ilgi duyar ve artık sporculara biraz da fizyoterapistin
gözüyle bakmaya başlar. Üniversite, yıldız sporcularına önem vermekte, spor
kazalarını önlemek için araştırmalar yaptırmaktadır.
Bunun için
sporculara önceki yaralanmaları hakkında sorular sorulması, varsa bazı zayıf
noktalar vücutta o bölgelerin güçlendirilmesi gerekmektedir.
Bir gün dersten
sonra William, üniversitenin parkında, bir bankta eski hocasıyla oturup sohbet
etmeye başlar ama gerisini hatırlamaz.
Geceler boyu uykusuzluk sonunda dayanılmaz hale gelmiş ve o bankta
uyuyakalmıştır. Ondan sonra işini aksatmaya başlar. Aslında yaşadığı bir
depresyondur ve çevresindekiler durumu anlamazlar, zaten sessizliğini korumakta,
kimseye birşey söylememektedir.
Bir gün gelir
devam edemez. Julia’ ya bir not bırakarak, ayrılmak istediğini söyler, bir
zarfın içine de babasının daha önce kendisine evlenme hediyesi olarak
gönderdiği on bin dolarlık çeki koyar. Bu çekten Julia’ya daha önce bahsetmemiştir.
Babasının parasını istemez ve o nedenle çeki bankaya yatırmayı da düşünmemiştir
bugüne kadar ama artık Julia’yı terkettiğine göre ona bu çeki vermesi
gerekmektedir. Julia’nın ve kızının geçimleri için başka bir çaresi yoktur.
Notu ve çeki
bıraktıktan sonra arkasına bakmadan gider.
Adını yazmışlar gökyüzüne
Fırtınalar düşmüş kaderime
Yolumu çizmişsin sen yine
Emrin olur gülüm, emrin olur
30 Ağustos 2023 Çarşamba
William
Bazı kitaplar vardır bitmesini istemezsiniz. Bu da öyle bir kitaptan bir hikaye.
Yakında okuduğum Ann Napolitano'nun Hello Beautiful isimli eserinden William karakteri. Okuduğum kitaplardaki karakterler hakkında yazmayı seviyorum.
William bizden bir kaç yaş büyüktü, 1960 Boston doğumluydu. Varlıklı bir ailenin oğluydu, para sıkıntısı çekmemişti ama başka dertleri, derin bir hüznü vardı.
Onun doğumu ile
kendisinden iki üç yaş büyük ablası Caroline’nin ateşlenerek ölümü aynı
haftaya denk gelmiş. Hayatının ilk bir haftasını saymassak ömrü tek çocuk
olarak geçmiş. Ablasının vefatından sonra annesi derin bir depresyona girmiş,
babası akşamları içen, çocuğuyla pek alakadar olmayan biriymiş. Etrafta onunla ilgilenen amca dayı teyze hala gibi
büyüklerde olmayınca, William kendisini hep yalnız, adeta istenmeyen bir çocuk
olarak görmüş, bitmeyen, tükenmeyen hüznünün sebebi buydu aslında. Başka bir
aile olsa Allah bir tane yavrumuzu aldı ama bize bir oğul bağışlardı der, ona
gözbebekleri gibi bakardı, ne yazık ki William’ların evinde durum böyle
olmadı.
Hastalık lafı o
kadar korkutucu bir laftı ki, çocuk öksürmeye, aksırmaya, “kendimi iyi
hissetmiyorum” diyerek, nazlanmaya korkardı. Birisi “nasılsın?” diye sorsa
hemen “iyiyim” derdi, hiçbir şekilde ailesine bir sorun çıkartmayı istemiyordu.
Çocukluk yılları
ile tek hatırladığı çok hızlı boy atması ve zamanını yalnız geçirmesi idi. Bu
yalnızlık sadece basketbol oynarken bölünüyordu. Orda arkadaş vardı, orada
kendisini destekleyen hatta hayran olanlar vardı, orada şakalaşma, gülüşme,
koşma, oynama, terleme, yorulma vardı ve bütün bunlar ona çok iyi geliyordu.
Liseyi
bitirdiğinde ne yapacağı belliydi. Boston’da kalmak istemiyordu. Bir basketbol
bursu bulup, buradan gitmeli başka bir şehirde bir üniversiteye yazılmalıydı. İstediği
oldu, Nothwestern Üniversite’sine yazılınca,
Chicago’ya, o rüzgarlı şehre taşındı.
Giderken anne,
babasıyla vedalaştı bunun son veda olacağını belki bilmiyordu ama kalbinin
derinliklerinde bir yerde hissedebiliyordu.
Zaten kazanmış olduğu bursla idare edebilirdi çok da fazla bir paraya
ihtiyacı yoktu.
Annesi ne yaptı o
gidince, belki derin bir nefes aldı. Ya babası, şüphesiz bir şey olmamış gibi
akşam olunca viskisini alıp, şöminenin karşısındaki sevdiği berjer koltuğa
oturdu, purosunu yaktı, pek de bir şey düşünmedi.
Yaşadığı şehir
değişmişti ama hayatı pek de değişmemişti. Yine okul ve yine basketbol. Topu
sahada sektirirken çıkan ses onu rahatlatıyordu, hayattaki bütün hüzünler o
sesin ardında kalıyordu, saha da huzurlu, sınıfta sessiz ve düşünceliydi.
Bir kız vardı
sınıfında, bıcır bıcır her daim neşeli, her daim konuşkan, iki de bir hocaya
soru soran çalışkan kızlardan. Önce sinir oldu kızın ikide bir derste hocanın
sözünü kesip pek de anlamlı olmayan sorular sormasından.
Sonra kız bir gün
yanına geldi, “ne kadar da uzun boylusun sen öyle” dedi ona durup dururken.
İsmi Julia idi tanıştılar mecburen. Derslerde konuşur oldular. Bu kız
yanındayken ne yapayım diye düşünmeye pek gerek kalmıyordu, kız nereye gitmek
isterse oraya gidiyorlardı. Sinema tiyatro kütüphaneye gidip ders çalışma,
günler öyle geçiyordu.
Julia bir gün onu
evine davet etti. Kendi evinden çok farklıydı bu ev. Küçük ama hareketli,
telaşlı, konuşkan gürültülü. Julia dört kız kardeşin büyüğüydü. Evde de her işi
idare eden bilmiş kız havasındaydı. Annesi Rose tipik bir İtalyan anne
modeliydi, o da konuşkan güzel yemek yapan bahçede sebzesini maydonozunu, dere
otunu yetiştiren becerikli, kızların üzerinde otoritesi olan bir kadındı.
Baba Charles ise,
kendi babası gibi içkiyi seviyordu ama tatlı bir adamdı, mahallede seviliyordu.
Şiirden edebiyattan konuşurdu. Kızlarına iyi bir babaydı, Rose’un tek şikayeti
kocasının yeterince para kazanamaması iş hayatında ilerleyememesiydi.
Julia çalışkan ve
gelecekte başarılı olacağına inanmış bir öğrenciydi, o da William gibi burslu
okuyordu bu iyi üniversitede.
“William
universiteyi bitirince ne iş yapacak?” dedi Rose bir gün. Julia’nın hemen iyi bir
cevap bulması gerekiyordu. “Profesör olacak” dedi. Şöyle bir düşündü, kendisini
profesör eşi olarak hayal etti, baktı hoşuna gitti bu fikir. Yalnız Willam’a
sormamıştı ne istediğini.
William ise
universitede tarih okuyordu ama parlak bir basketbol kariyeri hayal ediyordu.
Hayat her zaman
insanın istediği gibi gitmiyor. William iyi bir oyuncuydu ama korttaki
arkadaşları kendisinden daha iyi yarı ve kalıplıydılar. Bir gün birisiyle maçta
çarpışınca yere biçimsiz bir şekilde düştü, büyük bir acıyla kıvrandı. Hemen hastaneye
kaldırıldı. Dizinden bir seri ameliyat geçirmesi gerekiyordu, değil basket
oynamak, günlerini acısız geçirmek, rahatça yürüyüp, merdiven çıkmak bile sorun
olacaktı. Basketbol kariyeri hayali böylece sona erdi.
Derslere devam
ediyor, fizik tedaviye gidiyor dizini güçlendirmeye çalışıyordu. Julia evlilik
hayalleri kuruyordu. "Mezuniyetten sonra evleniriz", dedi bir gün...
2 Haziran 2023 Cuma
Little Gİrl
A six year old wearing a neat white blouse and pink shorts and white stockings came to the hairdresser with her mom. Mom got her nice crayons and little notepad. She wanted to write something on her new notebook. She didn,t know how to write yet. Mom said she would write stg to Ebru- the hairdresser in her stead. She wrote “Dear Ebru, I Love You” and drew a heart.
Then the little girl came to me and showed me the notebook. She said ‘Look What I had written!” Her mom said I wrote that as if I hadn’t seen that.
For a while Seçil was busy with her little notebook. And said to her mom “Why are you fighting with my dad?
-“Your dad?”
The mother looked ashamed and told her daughter that she shouldn't talk about such matters in public.
-But you are always fighting. I donüt want you to fight with my dad!”
- He is rude.
The woman started to talk to herself- may be to herself, may be to her daughter or may be to me.
She was saying that the husband was accusing her of cheating on him. She said she didn't do any such thing and she was not going to tolerate such talk. This time she was going to divorce him for sure. She knew a lawyer to help her out. Her family was doing OK. They would help her.
This was husband number two. This young woman of 35 had four children. Two from each man. The husband number one and two were friends with one another and it turns out both of them had been in jail previously.
Number two was jealous of number one.
She said she talked to the social services and they assured her that she can talk to the father of her two older children and it is not a crime nor is it considered cheating. She was going to social service to take advice and taking her oldest daughter to a psychologist as well.
Things were complicated and no matter what the social services were saying, husband number two was jealous.
Husband number one assured the current husband that he is not that kind of a guy, he won’t bother a married woman even though wife got involved with this guy while she was still married to the first one.
Hair dresser came from the other room. Young Woman said to her I am getting a divorce
- Good for you!
Then she said "let me style your hair" even though I was there first but I understood she wasn't able to bear to listen to her again today since this customer was a regular. She made a habit of getting her hair done and getting therapy from the hairdresser all at the same time.
I understood well to save all our ears and the little girl's. It was best to get her hair done quickly and let her go shopping as usual because earlier she had explained to me that she was getting clothes and her oldest was wearing them. Once someone else- even if she was her own daughter- wears her clothes she wouldn’t wear them herself again.
I asked her what her husband was doing for work, she moved her head indicating the street and said that he was a food vendor. She said she bought the cart for him but she made the purchase in the name of her sister just in case they get a divorce. She was being careful with the purchases making sure she has evidence of purchase in her name, in case he claims anything from her. She said she was supporting the children and husband didn't support them and they were sleeping in separate bedrooms.
She said that was not right.
All this talk as I was trying to occupy the little girl by asking her to draw something. She was drawing and she was so proud of her drawings while still listening to mom and trying to read her emotions.
The mother asked me if I was a teacher. I said "no". I was a lawyer but living in another country. She said she wanted one of her children to be a lawyer but the oldest wanted to be a hairdresser and came to this place to help Ebru and learn something on the trade.
The woman mentioned that her husband slapped her across the face and that was not right. "Men shouldn't be rude toward women." She added. And the little girl repeated these in her own words.
I said "your mom is a clever woman she will find a solution to her problems, not to worry"
Mom went to the other room to get her hair done and daughter started to play on her moms phone. Some robot game that she was playing with other children.
She heard her moms voice crying. I asked her if she knew Sesame Street. She said she didn’t.
I tried to find a youtube video on my phone but it didn't work because the phone needed upgrading. She told me not to cry, it will be OK.
Then came to me, got my phone to activate the voice search and told the phone to find the Robot game that she was playing. She thought if we could get that game then we could get Sesame Street as well.
I said not that won't work and I didn't want that Robot game on my phone.
She gave me her drawing saying she drew this picture for me.
Then her mom’s phone rang. She said she didn't know who it was and showed me the phone. It read “Dear Sister”. When she heard this she declined the call and informed me that she didn't like her aunt. Because she wanted to play with the baby and her aunt said “no.”
Then she explained to me that it is natural for her to want to play with the baby and her aunt was so wicked that she was saying "no". And the aunt was saying İt was her baby. Little girl thought it was her sister.
It wasn’t clear to me who the baby belonged. Was that little girl’s sister or cousin? But anyway...
Luckily mom’s hair styling finished soon and she came back to the room feeling relatively better. She was wearing black tight jeans and a striped t-shirt. The t-shirt was not covering her belly and a little skin was showing. This bothered her. (That she explained to me earlier on the topic of her daughter wearing her clothes.)
She bought the striped t-shirt because it is the style now but it made her uncomfortable. Besides, she had surgery recently and the jeans were too tight on the waist and she needed to change her clothes. Luckily she had just bought some clothes so she asked the hairdresser if she could change somewhere.
Hairdresser said "sure". She changed into black stretch pants and black sleeveless shirt. She said she needed to go out and walk a bit with her daughter and bid us farewell.
13 Mart 2023 Pazartesi
KEHANET
KEHANET
Eski Yunanda Sybil adında yaşlı bir kâhin vardır. Tapınakta kehanetini
yapar, bazen uykuya yatar. İnsanlar ona gelip sorular sorarlar hatta bazen
krallar bile. Önceleri bu Gaia Toprak Tanrıçası ile sonraları Zeus ile en son
olarak da Apollo ile alakalandırılmış. Önceleri tek kişi iken sonraları bu
Sybil ismi kâhin anlamına gelmiş başka kadın kahinlerde Sybil falanca olarak
anılmışlar.
Kâhinler bazen istişareye yatıyorlar rüya da bir şey görüyor bazen transa geçiyor
nöbet halinde sallanarak bir şeyler söylüyor bu söyledikleri bazen anlaşılır
bazen anlaşılmaz oluyor. Sybil den bir haber bekleyen kişiler direkt olarak öğrenemiyorlar
cevabı yanında rahipler var onlar bu kehaneti anlaşılmaz şiirler tarzında yazıp
halka veriyor.
Kehanet öğle her zaman oluyor. Apollo’nun doğum günü ayın yedisindeymiş o
yüzden ayın yedisi bekleniyor.
Özellikleri önceden belirtilmiş bir hayvan tapınağa kurban ediliyor, yanına
kek yapılıyor, seremonileri var. Gerek Yunanistan gerek Anadolu’da Ege
kıyılarında Sybil ile ilişkilendirilen yerler var.
Apollo savaşla siyasetle falan alakalı olduğu için özellikle önemli. Ne
olacak acaba bu memleketin hali? Savaş mı çıkacak siyasi manevralar işe yarayacak
mı? Kimin kafası, gözü yarılacak önemli mevzular.
Hal böyle olunca Romalılar da işin içine girmiş, İtalya’da da var Sybiller.
Hikâyeye göre en son Roma Kralı, Cumhuriyet Devrinden evvel halkı bıktırıp
sonradan öldürülen Tarquin’ e Sybil 9 kitap halinde yazdığı kehanetlerini
getirir. Çok yüksek bir fiyata satmayı teklif eder. Tarquin onunla alay eder bu
teklifi reddeder.
Sybil, kızar üç kitabı yakar. Bu durum kralı biraz telaşlandırır. Bu sefer
Sybil, geri kalan üç kitabı dokuz kitap fiyatına başlangıçtaki o yüksek rakama
yeniden teklif eder. Kral yine reddeder. Sybil üç kitap daha yakar.
Bunun üzerine kralı bir endişe alır. Acaba kitaplarda ne vardı? Şimdi artık
geri kalan üç kitabı mutlaka almak istemektedir. Sybil geri adım atmaz.
Fiyattan bir kuruş inmez. Kral dokuz kitap parası vererek üç kitabı alır.
Kitaplar artık çok kıymetlidir. Nesilden nesile korunur.
Roma’da Capitoline Tepesinde Jüpiter tapınağında saklanır. Gel gör ki MÖ 83 yılında çıkan bir
yangında yanar…
Rönesans’ta Michael Angelo, Sybil’in resmini Sistina Şapel’i tavanına yapar.
26 Şubat 2023 Pazar
Dolmabahce Sarayı Harem Dairesi
11 Kasım 2022 Cuma
Çanlar Kimin İçin Çalıyor?
No Man is an Island
No man is an island entire of itself;
every man
is a piece of the continent, a part of
the main;
if a clod be washed away by the sea,
Europe
is the less, as well as if a promontory
were, as
well as any manner of thy friends or of
thine
own were; any man's death diminishes
me,
because I am involved in mankind.
And therefore never send to know for
whom
the bell tolls; it tolls for thee.
Bugün sana ise yarın bize derler.
"Ne olacak canım" dememek gerek.
John Donne’un bu
şiiri (esasında şiir formunda yazılmamış ama şiirsel bir ifadeyle yazılmış onun
için şiir diyorum) Ernest Hemingway’in For Whom The Bell Tolls- Çanlar Kimin
için Çalıyor Kitabının başında yer alıyorç
Johne Donne 1572
1631 yılları arasında Londra da yaşamış bir şair. Katoliklerin dışlandığı
zamanda bir katolik.
Bu şiiri de bir
hastalık anında yazmış. Küçük yaşta babasını kaybetmiş annesi tekrar evlenmiş. Cambridege
universitesinde eğitim görmüş ancak Protestan Kraliçe 1. Elizabeth’e bağlılık
yemini edemiyeceği için mezun olamamış.
Bir yüksek saray
görevlisinin kızına aşık oluyor gizlice evleniyor. Ancak, Hulusi Kentmen (George
More) hayatı dar ediyor ona. Hem kızının çeyizini vermiyor hem de John’un
iş bulmasına engel oluyor. 12 tane çocukları oluyor , o devirde çocuk ölümleri
çok, maalesef beş tanesi yaşamıyor. Günlerini fakirlik içinde geçiriyorlar bir
kaç akraba yardımıyla hayata tutunuyorlar. Sevdiği kadının bu zorluklar içinde
olmasına çok üzülüyor. Onu mutlu etmek için, elinden gelen herşeyi yapması
gerektiğine inanıyor. Ben hayatın içinde
değilim sadece hastalıklı biriyim diye kendini yaşamın dışında görüyor.
İlahiyat ve hukuk okumuş. Bu konularda yazılar yazıyor. Şiirleri var. Elizabeth den sonra tahta geçen 1ç James den de iş istese de kendisine sarayda görev verilmiyor. Mecburen Anglikan kilisesine dahil olarak, kilise hizmetine giriyor.
Bu arada eşi son
doğumunda ölüyor büyük bir üzüntü yaşıyor
Sonra kendisi de
çeşitli hastalıklara yakalanıp, hayata veda ediyor.
Bu şiirde, hiç
kimsenin yalnız başına hayatla mücadele edemiyeceğini anlatıyor.
Kimse kendi başına bir ada değildir
Herkes ana karanın bir parçasıdır.
Bir avuç çamur suya atılsa Avrupa kıtasından bir şey eksilmiş olur.
Aynen bir yarımadanın kopup, gitmesi, suya karışması gibi,
Senin- benim- arkadaşların- herhangi birinin ölümü, beni azaltır
Çünkü ben, insanlığın bir parçasıyım
Hiç öyle, "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" diye öğrenmek için birini gönderme.
Çanlar Senin İçin Çalıyor!
Evet ölüm
hastalık dert şu bu hepimiz için...
Ben bu şiiri
okuduğumda ne düşündüm?
Mevcut siyasi
durumu.
"Susma, susma, sıra
sana da gelecek" lafını
Evet çanlar
hepimiz için çalıyor Türkiye!









