Fransa’da gösterilerin, ayaklanmaların
çıktığı şu günlerde, ülkenin geçmişine bakalım.
On sekizinci yüzyılda artık feodalite
zayıflamaya başlamış, burjuvazi güç kazanmıştı. Ülkede estates denen bir sosyal
sınıf sistemi vardı:
Birinci Estate: Kilise
İkinci Estate: Asiller
Üçüncü Estate: Halk, burjuvalar, köylüler,
işçiler, yani genel olarak nüfusun yüzde doksan sekizi.
SEBEPLER
-Şehirde yaşayan iş-güç sahibi olan ve burjuva
dediğimiz kişiler aristokratların gerisinde olmak istemiyorlar, onlar da
yönetimde söz sahibi olmak istiyorlardı.
-Köylüler feodal sistemden bıkmış, kendi
kazançlarını asillerle paylaşmak istemiyorlardı.
-Halkın eğitim seviyesi artmış, o günlerin
deyimiyle filozof denilen bazı önemli yazarların kitapları ve fikirleri
yaygınlaşmıştı.
-Geçen yazımda bahsettiğim Amerikan Devrimi’ne
yapılan Fransız katkısı bütçeyi önemli ölçüde zorlamıştı, bu yüzden hükümet
vergileri artırmak istiyordu.
-Nüfus çoğalmış, halkı beslemek zorlaşmış, üstüne 1788 yılında kuraklık yaşanmıştı.
Kral kendisini Tanrı’nın özel olarak seçtiği
kişi olarak görse de halkta dini inanç ve
“kralın kutsallığı” düşüncesi etkisini kaybetmişti.
ESTATES GENERAL
Vergi toplama konusunda kararlar almak için
zamanın Maliye Bakanı Alexander de Calonne asillerden ve önemli kişilerden
oluşan bir heyeti toplamak istedi. Ancak onlar bütün sorumluluğu üstlenmek
istemediklerini, yukarıda sözü edilen üç estate’in tamamının bir araya gelip
Estates General toplantısı yapılması gerektiğini söylediler.
Bu mali reform isteği vergi anlamına geldiği
için toplumda tepki ile karşılandı. (Maliyeciler arasında bir söz vardır:
“Bütün eski pabuçlar ve eski vergiler iyidir.” Çünkü eski pabuç nasıl ayağı
vurmazsa eski vergiler de alışılmış olduğu için halktan fazla tepki çekmeden
devam eder ama yeni vergi deyince tansiyonlar yükselir.)
“Parlement” denilen yüksek mahkemede bu yeni
düzenlemelere karşı çıktı.
Bu gerilimi aşmak için Maliye Bakanlığı’na
Jacques Necker getirildi. Basın özgürlüğü arttı, Estate Generals denen meclis
için seçim çalışmaları başladı. Halkın şikayetlerini bildirmesine müsaade
edildi.
Seçimde 600 üye 3. Estate için, 300 üye
asiller, 300 üyede kiliseyi temsilen seçildi. Tabii burada bir haksızlık var.
Halk yüzde doksan sekizi oluşturmasına rağmen yüzde elli oranında temsil
ediliyordu.
Estates General meclisi Versay’da
toplandığında oylamanın nasıl yapılacağı konusunda mesele çıktı. Herkes tek tek
mi oy verecek yoksa sınıflar bir bütün olarak mı temsil edilecekti?
Halk artık kendilerinin istismar edilmesine izin vermedi ve Üçüncü Zümre’nin gerekirse tek başına Ulusal Meclis (National Assembly) olarak kabul edilmesini istedi. Bazı kilise temsilcileri de
onları destekledi.
TENİS KORTU YEMİNİ VE KURUCU MECLİS
Halkın kararlılığını anlayamayan yetkililer toplantıyı
dağıtmak ve onlara toplanma salonu vermemek istediler. Bunun üzerine
temsilciler kralın tenis oynadığı bir
kapalı alana geçtiler. Anayasal düzenlemeler yapılana kadar
ayrılmayacaklarını söylediler.
Artık ok yaydan çıkıyordu. Kral bu teklifi
kabul etmiş göründü. Meclis’in ismi National
Constitutional Assembly (Kurucu Meclis) oldu.
BÜYÜK KORKU VE BASTİL BASKINI
Kral hayatı boyunca saraydan yalnız birkaç
defa çıkmış, halkını ve ülkesini tanımayan biriydi. Karar değiştiriyor, kim ne
derse ona inanıyordu. Bir yandan meclisin kurulmasına onay verirken bir yandan
da onları dağıtmak için kuvvet topladı. Daha ılıman olan Necker’i görevden
aldı. Bu arada açlık ve kıtlık artmıştı. Halk canından bezmiş ve artık asillerin
kendilerini ezmek için harekete geçeceğini zannediyordu.
Sabırları tükendi ve 14 Temmuz 1789 tarihinde
Bastil Kalesi'ne yürüdüler. Gardiyanlardan halktan yana tavır aldı. Hapishanenin
kapısı açılıp mahkumlar serbest bırakıldı. Kral gene korktu, Kurucu Meclis’i
varlığını kabul etti.
Artık Milli Egemenlik başlamıştı. Bu hareket
Fransa’nın diğer bölgelerine de dalga dalga yayıldı ve köylüler aristokratlara
karşı ayaklandılar.
İNSAN VE VATANDAŞLIK HAKLARI BİLDİRGESİ
Kurucu Meclis derhal harekete geçmesi
gerektiğini biliyordu. Feodal rejimi ve kilise vergilerini kaldırdı. İnsan ve
Vatandaşlık Hakları Bildirgesiyle ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, MAL GÜVENLİĞİ VE ZULME
KARŞI DİRENME haklarını güvenceye aldı. (4 Agustos 1789) Kral, olan bitenin
önemini ve nasıl davranması gerektiğini anlayamadı. Bütün bunlar çok fazlaydı.
O dönemde İngiliz sistemini örnek alalım, parlamenter demokrasiyi kuralım
diyenler vardı ama kral bu önemli bildirgeyi onaylamadı.
VERSAY’A KADINLARIN YÜRÜYÜŞÜ
5 Ekim’de tekrar bir ayaklanma oldu. Paris’te
balıkçı pazarında bir kadın çocuklarını doyuramadığı gerekçesiyle kalkıp
Versay’a yürümeyi önerdi. Aslında deli gibi yağmur yağıyordu ama orada bulunan
kadınlar bu fikri kabul ettiler ve topluca yürüyüşe başladılar. Versay’a
yaklaştıkça kalabalık arttı. Lafayette’in muhafız grubu da halka katıldı.
Lafayette kendi de aristokrat olmasına rağmen o da hemen Versay’a hareket
ederek duruma müdahale etmek ve kraliyet ailesini korumak istedi.
Marie Antoinette saray hayatının
formalitesinden hoşlanmıyordu. Kendisine oyun bahçesi gibi küçük bir köy yaptırmıştı.
Fırsat buldukça oraya gidip sade kıyafetler giyip vakit geçiriyor, hayvan
besliyordu. O günde orada küçük köyündeydi.
Kral 16. Louis ise ava gitmişti. Zaten bütün
merakı oydu. Tuttuğu bir defterde o gün bir şey avlayabildi mi, avlayamadı mı, onu
yazıyordu. Devlet işleriyle alakalı
ciddi bir günlük tutma gibi bir adeti yoktu.
Saraya halkın gelmesiyle şakına döndüler, ne
yapacaklarını bilemediler.
O dönemde halk nefretini Marie Antoinette’e
yöneltmişti. Onun lüks düşkünü olduğu ve türlü rezaletlere karıştığı
söyleniyordu. Kral’a ise hâlâ “baba” diyor, ondan medet umuyorlardı.
Marie Antoinette saraydaki odasına dönmüştü.
Gece kral ve kraliçe ayrı ayrı odalarda uyurken sabah karşı halk içeri girdi
ve sarayın kilerini yağmalamaya başladı. Marie Antoinette’ten nefret ettikleri
için onun odasının kapısına dayandılar. İki oda arasında bir gizli geçit vardı.
Kraliçe yalın ayak, sırtında geceliğiyle geçitte koştu, kocasının odasının
kapısını yumruklamaya başladı.
Önce duymadılar gizli geçitten gelen sesi. Orada
öyle bir ölüm korkusu yaşadı ki saçları beyazlamış. Sonunda kapı açıldı, içeri
girdi.
Lafayette de saraydaydı. O da sabaha karşı
biraz uyumuştu. Bu olayları duyunca koştu, halkı ve askerleri ikna etti. O
kargaşada bazı askerler öldürüldü.
Kral ertesi gün Paris’e gelmeyi kabul etti.
Bu korkunç gece atlatıldı.
O zaman Louvre Sarayı’nın yanında Tuileries
Sarayı varmış; oraya yerleştiler. (Sonradan yıkılmış, devrim sırasında şimdi
yerinde bahçeler var)
Gelirken yollarda aleyhlerine sloganlar atıldı
ama sağ salim Paris’e gelebildiler.
YENİ DEVİR
Kraliyet ailesi ile birlikte Kurucu Meclis
üyeleri de Paris’e geldi. Orada toplandı ve yeni kararlar aldı. Artık basın
özgürdü, halk da özgürdü. Bastil Baskını'nın yıldönümünü coşkuyla kutladılar.
Borçları ödemek için kilise arazileri
kamulaştırıldı. Seçme hakkı toprak sahibi erkeklere verildi. Kadınların böyle
bir hakkı yoktu henüz. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik sloganları atılsada
sömürgelerdeki kölelik düzeni sürüyordu.
Kilise’den alınan araziler halka verildi. Köylüler
ve burjuvazi artık daha iyi yaşıyordu. Kilisenin hakları elinden alınınca
Papalık ile hükümet arasında kriz çıktı. Bu da toplumda ikilik yarattı.
Yeni kâğıt para basıldı (bu daha sonra enflasyona neden oldu), Fransa departman denen bölgelere ayrıldı, idari düzenlemeler yapıldı.
Kraliyet Ailesinin Kaçma Teşebbüsü ve Kötü
Son
Bu süreçte Kral yine olayların önemini
kavrayıp kendi çıkarına davranamadı. Güvensizlik oldu. Kendilerince bir plan
yaptılar. Kıyafet değiştirip
kaçacaklardı. Ama insanları kandıramadılar. Çok lüks bir atlı araba içerisinde muhafızlarıyla birlikte
kaçmak isterken birisi kralı tanıdı. Çünkü paranın üzerinde resmi vardı.
Devrimcilere haber verildi ve yakalandılar.
Diğer devletlerin devrimi bastırmak ve
kraliyet ailesini kurtarmak istemesinden korkuluyordu. Marie Antoinette Avusturya sarayından gelin gelmişti; kardeşi Avusturya Kralı ve Kutsal Roma İmparatoru olan Leopold idi.
Ondan sonrası hem iç karışıklıklar hem de dış
savaşlar günden güne kötüye gidiş oldu. Ocak 1793'te Kral Louis, aynı yılın
Ekim ayında da Marie Antoinette giyotinle idam edildi.





