23 Eylül 2026 Çarşamba

HAYVAN CIFTLIGI

 

HAYVAN ÇİFTLİĞİ

 


İngiliz yazar George Orwell’in Hayvan Çiftliği adlı eseri 20. Yüzyılın en bilinen kitaplarından biridir. Bir anlatıcının ağzından anlatılan masal İngiltere’de bir çiftlikte geçer.

Çiftlik sahibi Mr.Jones hayvanlarına iyi davranmayan çok çalıştırıp az besleyen biridir. Çiftlik hayvanları sürekli eziyet çekmektedir. Mr. Jones alkol bağımlısı olduğu için bazen sızıp kalır, çiftlik çalışanları da durumdan istifade kendi aralarında eğlence düzenler. Böyle bir kaç gün sonunda aç kalan hayvanlar ayaklanır, isyan çıkarır.

Yaşlı bir domuz olan Old Major bu ayaklanmayı teşvik eder. Bir rüya gördüğü, bu rüyada insanların artık hayvanlara eziyet etmediği ve kendi özgür iradeleriyle yaşadığını anlatır. Hayvanlar eşit olacak hiç bir insana güvenilmeyecektir.

Domuzlar arasında üç lider belirir bunlar Animalizm doktirinin kurar. Napolyon, Snowball ve Squaler bu ayaklanmayı idare ederler. Yiyecek deposu basılır ve hayvanların karnı doyurulur. Onları durdurmaya çalışan insanlar da çiftlikten kovulur.

Çiftliğin adı “Hayvan Çiftliği” olarak değiştirilir, Old Major’un fikirleri duvara yazılır. En çok EŞİTLİK vurgulanır.

O sırada ineklerin sağılması gerektiği fark edilir. İki gündür ssağılmayan inekler rahatsızdır. Hemen bu işin nasıl yapılacağını öğrenen domuzlar inekleri sağarak kova kova süt toplar. Taze yağlı süt herkesin iştahını kabartır. Ama “şu anda  yapacak çok iş olduğu ve sütün önemli olmadığı” söylenerek hayvanlar hasat yapmaya yollanır.

Geldiklerinde süt kovaları ortadan kaldırılmıştır. “ Süt ne oldu?” denilince “aslında bu sütün domuzların hakkı olduğu çünkü onların beyinlerinin çalıştığı ve bu çiftliği onların yönettiği dolayısıyla onların daha çok enerjiye ihtiyaç duyduğu” cevabı alınır.

Sütler domuz yemine karıştırılmıştır.

Bir müddet sonra elma zamanı gelir. Herkes taze elmalara iştahla bakarken aynı gerekçeyle elmaların da domuzların hakkı olduğu söylenir.

Hayvanlar eskisinden de çok çalışmalarına rağmen şikayet etmezler çünkü bu çiftliğin kendilerine ait olduğuna inanmaktadırlar.

Diğer komşular Mr. Jones’a yardım edip çiftliği tekrar ele geçirmeye çalışırlar. “Ahır Savaşı” adını verdikleri bu savaştan hayvanlar galip çıkar, insanlar çiftlikten tekrar atılır.

Napolyon yeni doğum yapmış bir köpeğin yavrularını alarak tavanarasında bakmaya başlar. Snowball ise yeni bir öneriyle gelir, yel değirmeni inşa ederek çiftliğin elektrik ihtiyacının karşılanmasını ister. Bu fikir kabul edilir çalışmalar başlar ancak Napolyon ve Snowball arasındaki rekabet dolayısıyla Napolyon bir darbeyle tek başına idareyi ele geçirir ve Snowball’u çiftlikten gönderir.

Yetiştirdiği köpekler artık büyümüş tam dokuz adet canavara dönüşmüştür. Artık kimse Napolyon’a muhalefet edemez. En ufak bir karşı çıkma veya soru sormada köpekler hırlar veya muhalefet edenleri parçalar.

Başlangıçta çiftlikte bir duvara Animalizm’in 7 prensibi yazılmıştı. Bu maddeler ihtiyaç oldukça değiştirilir.

Esasında insanlarla hiçbir şekilde ilişki kurulmayacaktı ama Napolyon para kazanmak için komşu öiftliklerle alışverişe başlar.

Mr. Jones’un evine yerleşir onun gibi içki içmeye ve kumar oynamaya başlar.

Çiftliğin en kuvvetli hayvanı Boxer isimli bir attır. En çok o çalışır. İşler yolunda gitmezse “ Ben daha fazla çalışacağım” der. Bu sözleri slogan haline getirir. Daha sonra buna énapolyon ne derse halkıdır” desturunu da ekler.

Ne var ki o da artık yaşlanmıştır. Bir gün yığılıp kalır. Diğer hayvanlar yardım eder. Veterinere götürülmesi gerekirken Napolyon onu mezbaha ya gönderiri. Bu durumu sadece okuma yazma bilen bir eşek anlar çünkü Boxer’ın götürüldüğü at arabasının üzerinde mezbahane yazısını görür.

Bir kaç gün sonra “Yok, siz yanlış görmüşssünüz, Boxer veterinere götürüldü ama tüm uğraşılara ramen kurtarılamayıp öldü” derler. Diğer hayvanlar buna inanır.

Aldığı parayla Napolyon daha fazla içki alır. Hayvanların belli bir süre çalıştıktan sonra emekli edilecekleri hayali artık kalmamıştır.

Bu arada çiftliğe gelen bir karga Şeker dağından söz eder. Bu hayvanların ölünce gideceği cennettir. Orada istedikleri otları ve şeker dağından topladıkları şekerleri yiyebileceklerdir.

Artık çiftliğe diğer insanlarda gelip gitmeye,  Napolyon’a çiftliği ne kadar iyi idare ettiğini söylemeye başlamışlardır. Napolyon ve diğer domuzlar eskisi gibi değildir.

Artık çiftlik evinde yaşıyor, insanların yatağına yatıyor ve Mr. Jones un kıyafetlerini giyiyorlar. Bu durum hayvanların garibine gider. Artık duvardaki 7 prensip kalkmış yerine sadece “Bütün hayvanlar eşittir” yazısı kalmıştır. O da değiştirilir. “Bütün hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir” yazılır.

Hayvanlar evin etrafına toplanıp içerideki partiyi izlemeye başladıklarında Napolyon ile gelen misafirlerden birinin arasında kumar oynarken kavga çıkar. İkisi de aynı kağıdı atmıştır. Biri hile yapmıştır ama kim?

Hayvanlar içerideki domuzlara bakarlar, bakarlar artık hepsi birbirine o kadar benzemiştir ki hangisi insan hangisi domuz ayıramazlar.

 

GEORGE ORWELL

 

George Orwell 1903 yılında Hindistan’da doğmuş, Birinci Dünya Savaşı yıllarını İngiltere de öğrenci olarak geçirmiş, savai sonrası 1922 yılında memuriyete girerek Burma’ya gönderilmiş, orada Britanya İmparotorluğunun sömürge polisi olarak görev yapmıştır. Burma’da gördüğü eşitsizliklerden ve halkın yaşadığı zorluklardan üzüntü duyarak bu görevden istifa etmiş yazar olmaya karar vererek Avrupa’ya dönmüş. Paris ve Londra’da işçi sınıfı arasında yaşamış. Orada üst sınıf aksanı ve eğitimiylle dikkati çekmiş ama yine de işçilerden iyi muamele görmüş sonra bu iki şehirde gördükleriyle ilgili yazılar yazmış.

İspanya iç savaşına önce gazeteci olarak gitmiş sonra Franco’ya karşı savaşmış. Ikıncı Dünya Savaşı yıllarını İngiltere’de geçirmiş, önce Hayvan Çşftliği sonra 1984 adlı totaliter rejimleri eleştiren kitaplarını yazmış ve 1884’ü hasta yatağında daktiloya çekip bitirdikten sonra veremden vefat etmiş.

 

SOVYETLER BİRLİĞİ ELEŞTİRİSİ

Hayvan Çiftliği kitabında Mr. Jones Çarlık rejimin ve devrilen Çar Nikolas’ı temsil ediyor.

Old Major bir teorisyen Karl Marx ve Lenin gibi sistemin temelini atıyor. Napolyon hem Fransız devriminden sonra gücü eline geçirip kendisini İmparator ilan eden gerçek Napolyon’u hem de Sovyetler Birliğinde bütün gücü elinde toplayan Stalin’i temsil ediyor.

Çiftlikten kovulan Snowball Troçki, hiç durmadan çalışan beyaz at Boxer ise işçi sınıfını çağrıştırıyor. Sovyetler Birliği propaganda posterlerinde güçlü kuvvetli kaslı iri yarı ve gülümsüyen işçiler olurdu. Boxer da öyle halinden memnun sisteme tamamen inanarak ölene kadar çalıştı

Hayvanların söylediği “Beast of England” şarkısı Komünist Enternasyonel,  çiftliğe gelip Napolyon ile iş yapan diğer çiftçiler de Almanya ve İngiltere’yi temsil ediyor.

Hitler önce Stalinle saldırmazlık anlaşması yaptı. Sonra 1941 de Rusya’ya saldırdı. O zaman Rusya mecburen İngilizlerin tarafına geçti.

Savaşta 20 milyon Rus öldü ve Hitler Stalin tarafından yenildi.

Hayvan Çiftliği bu savaş esnasında yazılmıştı. Yayınevleri kitabı savaş sonuna kadar basmak istemedi. Çünkü köprüyü geçene kadar ayıya “dayı” demek gerekiyordu. Saatalin’i eleştiren bir kitabın basılması uygun değildi.

Amerika her zamanki gibi zaferi kendisi üstlendi, şimdi artık Hitler’den krutulduklarına göre yeni düşman Rusya olacaktı.

Savaş bitince kitap basıldı büyük başarı kazandı. George Orwell bu kitabının başarısını gördü ama ondan sonra gelen büyük bomba 1984’ün günümüze kadar gelen büyük ününü göremedi.

İngilizce konuşulan ülkelerde bu iki kitapta okullarda okutuluyor ve çocuklara verilen demokrasi eğitiminin bir parçası olarak görülüyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Masalın totaliter rejim eleştirisi olarak okunması halinde bu Mr. Jones’un Çaralık R

7 Eylül 2026 Pazartesi

Kırmızı ve Siyah

 


Geçen hafta hikayesini anlatmaya başladığım Julien Sorel, Latince öğretmeni olarak girdiği evde evin hanımına aşık olmuş, onunla bir ilişki yaşamak için planlar yapıyordu. Madame de Renal ise önce çekingen davranmasına rağmen sonradan Julein’in karanlıkta elini tutmasına ve ilerleyen dönemde odasına gelmesini kabul etti.

Aynı evin içerisinde hanımın yardımcısı olarak yaşayan Elisa da Julien’e aşık olmuş ve onunla evlenme hayalleri kurmaktaydı. Julien Elisa’dan gelen teklifi kabul etmedi. Onun gözü yüksekteydi.

O sıralarda hayali Verrier şehrine bir yabancı ülkenin kralı gelecekti. Bu kral için karşılama töreni yapılacaktı. Gösterişli atlara binen yakışıklı gençler mavi üniforma giyerek atlı muhafız olarak bu karşılama töreninde yer alacaktı

Madame de Renal bu atlı muhafızlar arasında Julien’i de görmek istedi. Beçanson şehrindeki bir terziye gizlice üniforma sipariş etti. Tören günü Madame de Renal sevgilisini olan bu yakışıklı adamı büyük bir gururla izledi.

Onlar için güzel bir gün geçmişti ama herkes kıskandı. Şehrin ileri gelenleri kendi oğullarını muhafız alayında görmek istiyorlardı. Bir köylü çocuğu olan Julien’in orada bulunmasına anlam veremediler.

Madame de Renal çocuklarına düşkün iyi bir anne akıllı bir eş ve Belediye Başkanının eşi olarak toplum içinde saygın bir yere sahip olmasına rağmen adeta rüyada gibiydi. Yaptıklarının sonunun nereye varacağını düşünemiyordu.

Bir malikanede yaşıyorlar, evde çalışanlar var, bu gizli ilişkinin açığa çıkacağı belliydi nitekim dedikodular başladı. Julien tarafından reddedilen Elisa durumu Mösyö de Renal’in rakibi Valenod’a ve papazlara söylemişti.

O sırada ailenin üç oğlundan en küçüğü hastalandı. Çocuk çok ateşlendiği için annesi paniğe kapıldı, bütün bunların kendi günahından olduğunu düşündü ve dine döndü. Günah çıkarmaya gitmek istiyordu. Julien’e evden gitmesi gerektiğini söyledi. Hiç olmazsa bir kaç gün izin alacaktı.

Felaketler üst üste geldi. Valenod’un da, güzel Madame de Renal’de aklı vardı. Bu fırsattan istifade kocasına imzasız bir mektup yazıp onun Julien ile ilişkisi olduğunu haber verdi.

Mösyö küplere bindi. Madame de Renal orada bir kurnazlık yaptı. Kendisine de böyle mektupların geldiğini bu adamın aileye düşman olduğunu kendilerini mahvetmek için uğraştığını söyleyerek kocasından Julien’e yol vermesini istedi.

Mösyö zaten karısının kendisini aldattığına inanmak istemiyordu. Bu çözüm hoşuna gitti. Julien’e para verip Beçanson' daki papaz okuluna gönderdiler.

BEÇANSON

Kilise okulunda Julien zorluk çekti orada da kıskançlıklar, arkadan iş çevirmeler vardı.Kendisini çok belli etmemesi, sınavlarda en yüksek notu almaması gerekiyordu.

Bir müddet sonra kimden olduğunu bilmediği para ve kilise okuluna yardımlar gelmeye başladı. Geyik ve yaban domuzu gibi av hayvanları vurulduktan sonra hediye olarak geliyor parayı gönderen de Paul Sorel olarak görünüyordu. Aslında Paul Sorel diye biri yoktu. Herkes Julien’in ailesinin çok zengin olduğunu zannetti ve ona karşı tavırlar değişti. "Ye kürküm, ye" dünyası başlamıştı.

Ancak din adamları arasında da gruplaşmalar vardı. Oranın başpapazı ve Julien’i himayesine almış olan rahip Pirard istifa etmek zorunda kaldı ve birlikte Paris’e gittiler.

PARİS

Burada Julien kendisine kimin para gönderdiğini anladı. Marki de Molle adında bir aristokrat, rahip Pirard’ın arkadaşıydı. Rahibin ona bir iyiliği dokunmuş o da rahibe para vermek istemiş rahip reddedince o da rahibin himayesindeki Julien’e yardım etmişti.

Gene bu rahip vasıtasıyla Julien, Marki’ nin sekreteri oldu. Onun malikanesinde yaşıyor, markinin çeşitli işlerine bakıyordu.

Rüyasında göremeyeceği bir hayata kavuşmuştu. Paris sosyetesinin ortasındaydı. Her gece davetler, operalar, tiyatrolar böyle bir hayat yaşıyordu. İşinde başarılıydı. Marki onu takdir ediyordu. Çevresindeki insanlar da biraz taşralı diye alaycı davranıyor ama zekasına da hayran kalıyorlardı.

Bu evde de aşk kapıyı çaldı. Marki’nin kızı Matilda Julien’e aşık oldu, mektuplar yazmaya başladı. Julien önce böyle bir kızın kendisini seveceğine inanmadı. Kız hem çok güzel hem çok zengin hem de epeyce mağrurdu. Bir kraliçe edasıyla dolaşıyor, bütün asil aileler de onu oğullarıyla evlendirmek istiyordu.

Ama o Julien’de farklı birşey görmüştü, o da Madame de Renal gibi hayal alemine daldı ve Julien’i odasına davet etti. Onun hayalinde romantik bir aşkın kahramanı olmak vardı.

Bu iki kadının arasındaki fark, Madame de Renal çok utangaç çekingendi, Julien’in ısrarıyla aralarında bir ilişki başlamıştı. Fakat Matilda daha istediğini elde etmeye alışmış bir kadındı. O Julien’e talip oldu ve bu konuda ısrarcı oldu.

Yalnız beraber olduktan sonra pişman oldu. “Ben şimdi bir marangozun oğluyla mı evleneceğim?” dedi ve Julien’e soğuk davranmaya başladı.

Julien de ona soğuk davrandı ama içten içe üzüldü. Tanıdığı bir Rus asilzadesine Matilda’nın ismini vermeden durumu anlattı ve akıl sordu. Adam ona Matilda’yı kıskandırmasını salık verdi.

Artık Julien başka kadınlarla konuşuyor, Matilda’ya bakmıyordu. Bu duruma Matilda tahammül edemedi yeniden onu odasına davet etti. Hamile olduğunu açıkladı ve onunla evlenmek istediğini söyledi.

Marki’ye bu durumu nasıl söyleyeceklerdi?

Matilda babasına bir mektup yazarak durumu anlattı Julien ile evlenmek istediğini söyledi.

Marki önce çok sinirlendi sonra razı geldi. Julien’e paralar verildi, bir soyluluk unvanı uyduruldu. Orduya girip rütbe sahibi olması sağlandı. Jet hızıyla onu kendilerine uygun bir damat haline getirdiler.

Fakat....

Julien Cennet bahçesine düşmüş gibiydi ama biri durumu Verrier’e haber verdi. Dedikodu yayıldı. Madame de Renal’in günah çıkardığı kilisenin papazı genç kadını Marki’ye bir mektup yazmaya ikna etti.

Julien’i kıskanan Madam de Renal onun kötü biri, fırsatçı bir servet avcısı olduğunu yazdı.

Marki fikrini değiştirdi, kızını Julien’e vermeyecekti.

O sırada Julien görevle başka bir yere gitmişti. Matilda ona mektup yazıp "herşeyi kaybettik babam bizi evlendirmeyecek" dedi.

 

VERRİER

 

Keşke Matilda ile evlenip hayallerine kavuşsaydı, çocuğunu kucağına alsaydı. Roman öyle bitseydi... İyi olurdu ama öyle bitmedi.

Matilda’dan haberi alan Julien derhal Verrier’e gitti. Bir silah alıp, kilisede dua etmekte olan Madam de Renal’i vurdu.

Hemen yakalanıp hapsedildi. Eski sevgilisini öldürdüğünü zannediyordu ama Louise de Renal sadece omuzundan yaralanmıştı. Hapishaneye gelip onu affettiğini söyledi.

Haberi alan Matilda’da hemen geldi avukat bulup Julien’i kurtarmaya çalıştı.

Julien kendisini savunmadı avukat da istemedi ve giyotinle idam edildi.

Esasında kendisini çok sevmiş olan Madam de Renal bir kaç gün sonra üzüntüden öldü.

 

Diyeceksiniz ki böyle bir şey olur mu? Olmuş. Esasında buna benzer bir hikayeyi Stendhal gazete haberinden okuyup, bundan aldığı ilhamla derin bir psikolojik roman yazmış.

 


1 Eylül 2026 Salı

COMMENTARY ON THE DIVINE COMEDY

 



At the beginning of the fourteenth century, The Divine Comedy was written as a philosophical work. It deals with the turbulent political events experienced by Italy during that period. It describes poets, philosophers, religious figures, and statesmen who had shed light on humanity since the Classical Age. Taking Aristotle’s statement, “Man is a political animal,” as its starting point, it emphasizes the importance of living within society and of being a good citizen and a good intellectual.

There are epic journeys in the world of literature. Homer’s works, The Iliad and The Odyssey, Jason and the Argonauts in Greek tragedy, and the Roman poet Virgil’s Aeneid are among them. In these journeys, there are important tasks that the heroes must accomplish. We see both their heroic and human sides—their loves, weaknesses, strengths, courage, sorrows, and sufferings.

These works of the Classical period have been passed down from generation to generation and have survived to the present day. Even today, they are still being reread and retranslated, and each generation reevaluates them from its own perspective. There are also religious journeys. In order to fulfill the obligation of pilgrimage, people from every society visit places considered sacred, as well as the shrines and resting places of their prophets, saints, and holy men. In addition to this, the journey itself is also considered sacred. There is a hope that the road will discipline a person and educate them, as expressed in the Sufi idea, “When you set out on the road, the road reveals itself to you”; that the journey will educate and mature the person and bring them to a spiritually higher level. In various religions, the journey to the other world, the showing of the other world to prophets and saints, and the partial lifting of the veil of what is called the unseen (ghayb), through which a message is conveyed to humanity by means of these journeys, are also part of our faith.

In the Qur’an, the expression “Hold fast to the rope of Allah” appears. This points to a direct connection between the realm above and the world. Regarding the Night of Power, the expression “The angels descend, again and again, that night” is used. The Torah speaks of the ladder of the Prophet Jacob, while the Qur’an speaks of the Mi‘raj of the Prophet Muhammad. These are miracles that take place with God’s permission.

Alongside these, there are attempts by human beings to build towers without such permission. This is regarded as overstepping the bounds. For example, the Book of Genesis in the Torah includes the Legend of the Tower of Babel. It tells of people building a tower using the advanced technology of their time, gathering together within this tower, and challenging God. God destroys the tower, confuses the languages of the people, and humanity spreads from Babylon throughout the world, speaking different languages. Babylon means “confusion”; in this story, God has confused them. The message conveyed here is that human beings cannot undertake something without God’s permission and that “God cannot be challenged.” Nimrod, the powerful king of the wealthy city of Babylon, was ultimately frustrated as a result of this display of power. The character of Nimrod symbolizes arrogance and self-aggrandizement.

Similarly, another person who became arrogant is the Pharaoh described in the Qur’an. He says to his vizier Haman, “Build a tower so that we may see the God of Moses.” He too suffers defeat.

In The Comedy, Dante’s journey to the other world is narrated. Here, there is both the poet Dante, who lived in the real world, and the Pilgrim, or in other words Pilgrim Dante, who undertakes this journey. The poet is both there and here. While making this journey, he is also thinking about returning to the world and, when he returns, writing down what he has seen in the other world. He has imposed such a difficult task upon himself. While carrying out this task, he is afraid of overstepping the bounds and doing something wrong. Yet the Virgin Mary has taken pity on him and interceded for him, obtaining special permission from Heaven for him to make this journey.

On this journey, we will encounter Dante’s two guides. The first of these is Virgil, the Roman poet who represents reason and philosophy. Since the great poet lived and died before Christianity, he cannot provide guidance concerning religion, but he is wise. In the Aeneid, he too described the other world, and in this respect he became an example for Dante.

His guide in religious matters is Beatrice. She is a woman who died at a young age and who is still in Heaven. She is Dante’s childhood love, whom he loved throughout his life. In this poem, Dante has almost made her into a saint. The other female saints who support Beatrice in Heaven include holy women whose names are mentioned in the Torah. Dante is able to undertake this journey with the help of the prayers of these saints, foremost among them the Virgin Mary.

In Purgatory, the Roman poet Statius will also guide Dante together with Virgil. Statius lived after Jesus Christ; he represents the stage between the Pagan Age and Christianity. In real life, he may also have been a pagan, but in The Comedy, Dante portrays him as someone who accepted Christianity.

When we reach the final sections of Paradise, we encounter the Christian saint Bernard of Clairvaux. Because Bernard was known, while he was on earth, for asking the Virgin Mary for intercession and praying to her extensively, he is given the task of guiding Dante in the final section, where they ascend to the highest levels of Heaven and see the Virgin Mary, Jesus Christ, and the Light of God. Because the blessed are very good people, they do good without being asked and help others.