7 Eylül 2026 Pazartesi

Kırmızı ve Siyah

 


Geçen hafta hikayesini anlatmaya başladığım Julien Sorel, Latince öğretmeni olarak girdiği evde evin hanımına aşık olmuş, onunla bir ilişki yaşamak için planlar yapıyordu. Madame de Renal ise önce çekingen davranmasına rağmen sonradan Julein’in karanlıkta elini tutmasına ve ilerleyen dönemde odasına gelmesini kabul etti.

Aynı evin içerisinde hanımın yardımcısı olarak yaşayan Elisa da Julien’e aşık olmuş ve onunla evlenme hayalleri kurmaktaydı. Julien Elisa’dan gelen teklifi kabul etmedi. Onun gözü yüksekteydi.

O sıralarda hayali Verrier şehrine bir yabancı ülkenin kralı gelecekti. Bu kral için karşılama töreni yapılacaktı. Gösterişli atlara binen yakışıklı gençler mavi üniforma giyerek atlı muhafız olarak bu karşılama töreninde yer alacaktı

Madame de Renal bu atlı muhafızlar arasında Julien’i de görmek istedi. Beçanson şehrindeki bir terziye gizlice üniforma sipariş etti. Tören günü Madame de Renal sevgilisini olan bu yakışıklı adamı büyük bir gururla izledi.

Onlar için güzel bir gün geçmişti ama herkes kıskandı. Şehrin ileri gelenleri kendi oğullarını muhafız alayında görmek istiyorlardı. Bir köylü çocuğu olan Julien’in orada bulunmasına anlam veremediler.

Madame de Renal çocuklarına düşkün iyi bir anne akıllı bir eş ve Belediye Başkanının eşi olarak toplum içinde saygın bir yere sahip olmasına rağmen adeta rüyada gibiydi. Yaptıklarının sonunun nereye varacağını düşünemiyordu.

Bir malikanede yaşıyorlar, evde çalışanlar var, bu gizli ilişkinin açığa çıkacağı belliydi nitekim dedikodular başladı. Julien tarafından reddedilen Elisa durumu Mösyö de Renal’in rakibi Valenod’a ve papazlara söylemişti.

O sırada ailenin üç oğlundan en küçüğü hastalandı. Çocuk çok ateşlendiği için annesi paniğe kapıldı, bütün bunların kendi günahından olduğunu düşündü ve dine döndü. Günah çıkarmaya gitmek istiyordu. Julien’e evden gitmesi gerektiğini söyledi. Hiç olmazsa bir kaç gün izin alacaktı.

Felaketler üst üste geldi. Valenod’un da, güzel Madame de Renal’de aklı vardı. Bu fırsattan istifade kocasına imzasız bir mektup yazıp onun Julien ile ilişkisi olduğunu haber verdi.

Mösyö küplere bindi. Madame de Renal orada bir kurnazlık yaptı. Kendisine de böyle mektupların geldiğini bu adamın aileye düşman olduğunu kendilerini mahvetmek için uğraştığını söyleyerek kocasından Julien’e yol vermesini istedi.

Mösyö zaten karısının kendisini aldattığına inanmak istemiyordu. Bu çözüm hoşuna gitti. Julien’e para verip Beçanson' daki papaz okuluna gönderdiler.

BEÇANSON

Kilise okulunda Julien zorluk çekti orada da kıskançlıklar, arkadan iş çevirmeler vardı.Kendisini çok belli etmemesi, sınavlarda en yüksek notu almaması gerekiyordu.

Bir müddet sonra kimden olduğunu bilmediği para ve kilise okuluna yardımlar gelmeye başladı. Geyik ve yaban domuzu gibi av hayvanları vurulduktan sonra hediye olarak geliyor parayı gönderen de Paul Sorel olarak görünüyordu. Aslında Paul Sorel diye biri yoktu. Herkes Julien’in ailesinin çok zengin olduğunu zannetti ve ona karşı tavırlar değişti. "Ye kürküm, ye" dünyası başlamıştı.

Ancak din adamları arasında da gruplaşmalar vardı. Oranın başpapazı ve Julien’i himayesine almış olan rahip Pirard istifa etmek zorunda kaldı ve birlikte Paris’e gittiler.

PARİS

Burada Julien kendisine kimin para gönderdiğini anladı. Marki de Molle adında bir aristokrat, rahip Pirard’ın arkadaşıydı. Rahibin ona bir iyiliği dokunmuş o da rahibe para vermek istemiş rahip reddedince o da rahibin himayesindeki Julien’e yardım etmişti.

Gene bu rahip vasıtasıyla Julien, Marki’ nin sekreteri oldu. Onun malikanesinde yaşıyor, markinin çeşitli işlerine bakıyordu.

Rüyasında göremeyeceği bir hayata kavuşmuştu. Paris sosyetesinin ortasındaydı. Her gece davetler, operalar, tiyatrolar böyle bir hayat yaşıyordu. İşinde başarılıydı. Marki onu takdir ediyordu. Çevresindeki insanlar da biraz taşralı diye alaycı davranıyor ama zekasına da hayran kalıyorlardı.

Bu evde de aşk kapıyı çaldı. Marki’nin kızı Matilda Julien’e aşık oldu, mektuplar yazmaya başladı. Julien önce böyle bir kızın kendisini seveceğine inanmadı. Kız hem çok güzel hem çok zengin hem de epeyce mağrurdu. Bir kraliçe edasıyla dolaşıyor, bütün asil aileler de onu oğullarıyla evlendirmek istiyordu.

Ama o Julien’de farklı birşey görmüştü, o da Madame de Renal gibi hayal alemine daldı ve Julien’i odasına davet etti. Onun hayalinde romantik bir aşkın kahramanı olmak vardı.

Bu iki kadının arasındaki fark, Madame de Renal çok utangaç çekingendi, Julien’in ısrarıyla aralarında bir ilişki başlamıştı. Fakat Matilda daha istediğini elde etmeye alışmış bir kadındı. O Julien’e talip oldu ve bu konuda ısrarcı oldu.

Yalnız beraber olduktan sonra pişman oldu. “Ben şimdi bir marangozun oğluyla mı evleneceğim?” dedi ve Julien’e soğuk davranmaya başladı.

Julien de ona soğuk davrandı ama içten içe üzüldü. Tanıdığı bir Rus asilzadesine Matilda’nın ismini vermeden durumu anlattı ve akıl sordu. Adam ona Matilda’yı kıskandırmasını salık verdi.

Artık Julien başka kadınlarla konuşuyor, Matilda’ya bakmıyordu. Bu duruma Matilda tahammül edemedi yeniden onu odasına davet etti. Hamile olduğunu açıkladı ve onunla evlenmek istediğini söyledi.

Marki’ye bu durumu nasıl söyleyeceklerdi?

Matilda babasına bir mektup yazarak durumu anlattı Julien ile evlenmek istediğini söyledi.

Marki önce çok sinirlendi sonra razı geldi. Julien’e paralar verildi, bir soyluluk unvanı uyduruldu. Orduya girip rütbe sahibi olması sağlandı. Jet hızıyla onu kendilerine uygun bir damat haline getirdiler.

Fakat....

Julien Cennet bahçesine düşmüş gibiydi ama biri durumu Verrier’e haber verdi. Dedikodu yayıldı. Madame de Renal’in günah çıkardığı kilisenin papazı genç kadını Marki’ye bir mektup yazmaya ikna etti.

Julien’i kıskanan Madam de Renal onun kötü biri, fırsatçı bir servet avcısı olduğunu yazdı.

Marki fikrini değiştirdi, kızını Julien’e vermeyecekti.

O sırada Julien görevle başka bir yere gitmişti. Matilda ona mektup yazıp "herşeyi kaybettik babam bizi evlendirmeyecek" dedi.

 

VERRİER

 

Keşke Matilda ile evlenip hayallerine kavuşsaydı, çocuğunu kucağına alsaydı. Roman öyle bitseydi... İyi olurdu ama öyle bitmedi.

Matilda’dan haberi alan Julien derhal Verrier’e gitti. Bir silah alıp, kilisede dua etmekte olan Madam de Renal’i vurdu.

Hemen yakalanıp hapsedildi. Eski sevgilisini öldürdüğünü zannediyordu ama Louise de Renal sadece omuzundan yaralanmıştı. Hapishaneye gelip onu affettiğini söyledi.

Haberi alan Matilda’da hemen geldi avukat bulup Julien’i kurtarmaya çalıştı.

Julien kendisini savunmadı avukat da istemedi ve giyotinle idam edildi.

Esasında kendisini çok sevmiş olan Madam de Renal bir kaç gün sonra üzüntüden öldü.

 

Diyeceksiniz ki böyle bir şey olur mu? Olmuş. Esasında buna benzer bir hikayeyi Stendhal gazete haberinden okuyup, bundan aldığı ilhamla derin bir psikolojik roman yazmış.

 


1 Eylül 2026 Salı

COMMENTARY ON THE DIVINE COMEDY

 



At the beginning of the fourteenth century, The Divine Comedy was written as a philosophical work. It deals with the turbulent political events experienced by Italy during that period. It describes poets, philosophers, religious figures, and statesmen who had shed light on humanity since the Classical Age. Taking Aristotle’s statement, “Man is a political animal,” as its starting point, it emphasizes the importance of living within society and of being a good citizen and a good intellectual.

There are epic journeys in the world of literature. Homer’s works, The Iliad and The Odyssey, Jason and the Argonauts in Greek tragedy, and the Roman poet Virgil’s Aeneid are among them. In these journeys, there are important tasks that the heroes must accomplish. We see both their heroic and human sides—their loves, weaknesses, strengths, courage, sorrows, and sufferings.

These works of the Classical period have been passed down from generation to generation and have survived to the present day. Even today, they are still being reread and retranslated, and each generation reevaluates them from its own perspective. There are also religious journeys. In order to fulfill the obligation of pilgrimage, people from every society visit places considered sacred, as well as the shrines and resting places of their prophets, saints, and holy men. In addition to this, the journey itself is also considered sacred. There is a hope that the road will discipline a person and educate them, as expressed in the Sufi idea, “When you set out on the road, the road reveals itself to you”; that the journey will educate and mature the person and bring them to a spiritually higher level. In various religions, the journey to the other world, the showing of the other world to prophets and saints, and the partial lifting of the veil of what is called the unseen (ghayb), through which a message is conveyed to humanity by means of these journeys, are also part of our faith.

In the Qur’an, the expression “Hold fast to the rope of Allah” appears. This points to a direct connection between the realm above and the world. Regarding the Night of Power, the expression “The angels descend, again and again, that night” is used. The Torah speaks of the ladder of the Prophet Jacob, while the Qur’an speaks of the Mi‘raj of the Prophet Muhammad. These are miracles that take place with God’s permission.

Alongside these, there are attempts by human beings to build towers without such permission. This is regarded as overstepping the bounds. For example, the Book of Genesis in the Torah includes the Legend of the Tower of Babel. It tells of people building a tower using the advanced technology of their time, gathering together within this tower, and challenging God. God destroys the tower, confuses the languages of the people, and humanity spreads from Babylon throughout the world, speaking different languages. Babylon means “confusion”; in this story, God has confused them. The message conveyed here is that human beings cannot undertake something without God’s permission and that “God cannot be challenged.” Nimrod, the powerful king of the wealthy city of Babylon, was ultimately frustrated as a result of this display of power. The character of Nimrod symbolizes arrogance and self-aggrandizement.

Similarly, another person who became arrogant is the Pharaoh described in the Qur’an. He says to his vizier Haman, “Build a tower so that we may see the God of Moses.” He too suffers defeat.

In The Comedy, Dante’s journey to the other world is narrated. Here, there is both the poet Dante, who lived in the real world, and the Pilgrim, or in other words Pilgrim Dante, who undertakes this journey. The poet is both there and here. While making this journey, he is also thinking about returning to the world and, when he returns, writing down what he has seen in the other world. He has imposed such a difficult task upon himself. While carrying out this task, he is afraid of overstepping the bounds and doing something wrong. Yet the Virgin Mary has taken pity on him and interceded for him, obtaining special permission from Heaven for him to make this journey.

On this journey, we will encounter Dante’s two guides. The first of these is Virgil, the Roman poet who represents reason and philosophy. Since the great poet lived and died before Christianity, he cannot provide guidance concerning religion, but he is wise. In the Aeneid, he too described the other world, and in this respect he became an example for Dante.

His guide in religious matters is Beatrice. She is a woman who died at a young age and who is still in Heaven. She is Dante’s childhood love, whom he loved throughout his life. In this poem, Dante has almost made her into a saint. The other female saints who support Beatrice in Heaven include holy women whose names are mentioned in the Torah. Dante is able to undertake this journey with the help of the prayers of these saints, foremost among them the Virgin Mary.

In Purgatory, the Roman poet Statius will also guide Dante together with Virgil. Statius lived after Jesus Christ; he represents the stage between the Pagan Age and Christianity. In real life, he may also have been a pagan, but in The Comedy, Dante portrays him as someone who accepted Christianity.

When we reach the final sections of Paradise, we encounter the Christian saint Bernard of Clairvaux. Because Bernard was known, while he was on earth, for asking the Virgin Mary for intercession and praying to her extensively, he is given the task of guiding Dante in the final section, where they ascend to the highest levels of Heaven and see the Virgin Mary, Jesus Christ, and the Light of God. Because the blessed are very good people, they do good without being asked and help others.

25 Ağustos 2026 Salı

GENÇ ADAM

 GENÇ ADAM

JULIEN SOREL




Bugünkü konumuz, Fransız yazar Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı meşhur romanının kahramanı Julien Sorel.
Julien, Fransa’nın İsviçre sınırına yakın bir yerde Doubs Nehri kıyısında Verriere adında “hayali” bir kasabada doğmuş. Stendhal sanırım özellikle gerçek bir yer ismi kullanmamış, çünkü romanda o kasabanın rahiplerinin, belediye başkanının ve önde gelen kişilerinin adları geçiyor.
Julien’in babası doğramacılık işi yapıyor. Yaşadıkları yer dağlık, ormanlık bir yerdi. Oğulları da onunla çalışıyor.
Ailenin erkekleri iri yarı, kaba saba ve okumamış kişiler, ancak Julien ince zarif yapılı bir genç. Okumaya çok meraklı. Vaktiyle Napolyon’un ordusunda cerrah olarak görev yapmış bir doktor emekli olunca o bölgeye yerleşmiş ve Julien’e Latince ve tarih konularında ders vermiş.
Çocuğun çok yetenekli olduğu anlaşılınca, Chélan isimli bir papaz da kendisine ilgi gösterip, ilahiyat dersleri vermeye başlamış.
Julien’in annesi küçük yaşta ölmüş ve hayatında kendisine şefkat gösterecek bir anne figürü olmamış.
Vaktini okumakla geçirmeyi seviyor. Esasında dinle bir alakası yok. İnanmıyor ama geleceği için rahip olmanın iyi olacağını düşünüyor.
Sevdiği üç kitap:
Jean Jacque Rousseau’nun İtiraflar isimli hayat hikayesi,
Napolyon’un Grand Armée adını verdiği ordusunun Bültenleri ve
Napolyon’un St. Helena Adası'nda sürgündeyken dikte ettirdiği Hatıratı.
Tahmin edileceği gibi, Julien, Napolyon hayranı bir genç, onun yaptığı savaşları ve yaşamını idealize ediyor.
Bu üç kitaptan Rousseau’nun İtirafları oldukça dürüst bir şekilde yazılmış bir otobiyografi. Bu türün ilk örneklerinden biri. Genellikle otobiyografilerde yazar kendi hayatını ve düşüncelerini biraz daha pozitif bir ışıkta göstermeye çalışır, ama Rousseau’nun İtiraflar’ı için “insanı rahatsız edecek kadar dürüst” ifadesi kullanılıyor.
Napolyon’un ordusunun günlükleri ise tam tersine yalan dolandan ibaret. Onun için “ordu bülteni gibi yalan” sözü çıkmış. Napolyon savaştayken ordu bültenlerini Paris’e propaganda amacıyla gönderiyor, kendisini ve ordusunu daima kahraman gösteriyordu. Sezar’a ve Büyük İskender’e hayrandı. O da Julien gibi çok okumuştu gençliğinde.
Genç adam Latinceyi çok iyi öğrenip İncil’i de ezberlediği için rahip Chélan’ın sevgisini kazandı. Tabiatının keresteciliğe uygun olmaması, babası ve ağabeylerinden hep dayak yemesi sebebiyle iyi yürekli rahip onu kurtarmak istedi.
Belediye Başkanı M. de Renal’in üç oğlu vardı ve Julien’in bu çocuklara Latince öğretmesi için rahip aracı oldu.
Mösyö de Renal çok zengin bir adam. Onun da çivi fabrikası vardı. Zenginliğini göstermek istiyordu ve ailesiyle birlikte şato gibi duvalarla çevrili bir evde yaşıyordu.
Julien’in rahibin bu düşüncesinden haberi yoktu. Belediye Başkanı işyerine gelerek, bu teklifi yaptığında baba Sorel şaşırdı “oğluma sorayım” diyerek Julien’i bulmaya gitti. O sırada Julien’in işinin başında olması gerekiyordu. Fakat o oturmuş gene Napolyon’un St. Helena Hatıratı’nı okumaya dalmıştı.
Baba seslendi, oğlu duymadı çünkü makinelerin gürültüsü vardı. Yaşlı adam yanına geldi, kitabı tuttuğu gibi ırmağa attı, Julien’e de bir yumruk patlattı:
“Ben seni işe bak diye gönderdim sen gene lüzumsuz kitaplar okuyorsun”
Babanın okuma yazması olmadığı için kitap okuma zevkinden habersizdi.
Julien kendine gelince onu sorguya çekti:
“Bu iş nereden çıktı? Benden habersiz ne işler çeviriyorsun?”
Gencin bir şey bilmediğini anlayınca ona bu işi kabul etmesini söyledi.
Julien, “Ben belediye başkanının evinde hizmetkâr olmak istemiyorum,” dedi.
“Hizmetkâr değil, çocukların Latince hocası olacaksın”
“Kimle yemek yiyeceğim, aileyle sofraya mı oturacağım yoksa diğer çalışanlarla mutfakta mı yiyeceğim?”
“Aileyle beraber olacaksın.”
“Ücret ne kadar?” ....
Böyle konuşmalardan sonra, Julien cesaretini toplayarak belediye başkanının şatosuna gitti.
Kapıyı Madame Rénal açtı. Otuz yaşında çok güzel zarif bir hanımdı. Bu güzelliği görünce Julien’in eli ayağına dolaştı. Zaten çevresinde konuşabildiği sınırlı sayıda insan vardı. Böyle bir lüks eve ilk defa geliyordu. Ev sahibesi de Latince öğretmeninin bu kadar genç olmasına şaşırmıştı:
“Gerçekten Latince biliyor musun?”
“Evet, efendim.”
“İyi biliyor musun?”
“Papaz kendisi kadar hatta daha iyi bildiğimi söylüyor”
.......
“Çocuklarımı dövmezsin, değil mi?”
“Ben sizin emrinizden çıkmam, hanımefendi.”
O zamanlar hocalar çocukları dövüyor, sert davranıyordu. Genç annenin korkusu buydu. Julien’in kibar tavırlarını görünce rahatladı.
Mösyö Rénal, Julien’in yeni konumuna uygun giyinmesini istiyordu. Onu terziye gönderip iki takım siyah elbise yaptırttı.
Çocukları artık şehirde dolaşırken başlarında Latince hocaları olacak, herkes onlara hayran kalacak, rakipleri kıskanacaktı.
Her şey güzel başladı, değil mi? Ama karışıklıklar geliyor. Roman, Fransız romanı illa ki bir aşk olacak. Çok güzel ve naif Madam Rénal ile çocuklarının hocası kendisinden on yaş küçük Julien’in aşkı.
Aslında kadının aklına hiç öyle bir şey gelmemişti başlangıçta, ama onun küçük beyaz elleri Julien’in aklına fena halde takılmıştı. Ne yapıp edip o elleri tutacaktı…

19 Ekim 2024 Cumartesi

ART

 

Nike of Samothrace (c.190 BC) 
The statue has been exhibited at the Louvre Museum since 1884







Zeugma Mosaic, Gaziantep, Turkey


Dancer Antonio Canova


Hagia Sophia


1 Ekim 2024 Salı

Elanor 2

 


Fransa tahtında o sırada Şişman Louis bulunuyormuş. Onun da ilk oğlu Philip attan düşüp ölmüş, aslında kilise hizmetine girmek isteyen ve manastır hayatını tercih eden ikinci oğlu Louis tahta varis olmuş. Bu üç kişinin Elanor Matilda ve Louis’nin hayatları aslında tahta geçecek olan kardeşin ölümüyle değişmiş.

Aquitain Dükü William’ ın ölümü kendisine haber verildiğinde Fransa Kralı önce “Vah, vah” diye üzüntü belirtse de, haberciler çıkınca sevincini gizleyememiş. Adeta başlarına talih kuşu konmuş. Bu büyük dukalığın varisi Elanor ve kız kardeşi Petronilla kendisine emanet edilmiş.

Derhal oğlu Louis’yi beş yüz Şövalye ile yola çıkartıp Elanor’u almaya yollamış. Elanor ve Louis Bordeaux şehrinde Saint- Andre Katedralinde evlendirilmiş. Yapılan anlaşmaya göre babasından kalan dukalık Elanor’un olmaya devam edecek, ancak bir oğlu olur da Fransa tahtına geçerse o zaman Elanor’un toprakları Fransa tahtına katılacakmış. Elanor’un Louis’ ye evlenme hediyesi olarak verdiği kristal vazo bugün Louvre Müzesinde sergileniyor.

Bordeaux dan Aquitain’in başkenti Poitiers’ e geçmişler. Orada Elanor’un sarayında kalmışlar. Louis ’ye Poitou Kontu ve Aquitain Dükü unvanları verilmiş.

Paris’e dönerken yolda Louis’nin babasının ölüm haberi alınmış ve o andan itibaren kocasının kral olmasıyla beraber, Elanor Fransa Kraliçesi ilan edilmiş.

Kader ağlarını çok hızlı bir şekilde örmüş, peş peşe gelen bu ölümlerle çok genç yaşta Louis ile Elanor sorumluluk yüklenmişler.

Ancak aralarında karakter uyuşmazlığı olmuş, Elanor, Aquitain sarayında daha serbest yetişmiş, Paris’ te saray hayatı daha resmi, daha formal o yüzden Kraliçe’den beklentiler daha farklı olmuş. Elanor yeteri kadar ağır başlı bulunmamış, saray halkı ve kilise yetkilileri tarafından arada bir eleştiriliyormuş. Louis Elanor’a ilk görüşte âşık olsa da, Elanor ondan aynı şekilde etkilenmemiş. Arada bir “Kralla mı evlendim papazla mı?” diyormuş.  Çünkü Louis papaz olmak için yetiştirilmiş daha dindar biriymiş. Ne yapalım o kadar kusur kadı kızında da bulunur.

 


Notre Dame kilisesinin de içinde bulunduğu İle de Cité’deki Cité sarayında oturuyorlarmış. Saray Elanor’un isteklerine göre yenilenmiş. Kardeşi Petronilla da oraya getirilmiş.

Louis’nin annesi de saraydan ayrılıp, yeniden evlenince, ortada kayınvalide sorunu da kalmamış.

Dante’nin Cennet bölümündeki rehberi Bernard Clairvaux vardı, Fransa’nın meşhur din adamı (İlahi Komedya’nın son bölümlerine kadar dayanabilmiş olan arkadaşlar hatırlarlar) o hiç beğenmemiş Elanor’u kılık kıyafet, hal ve davranıştan yüksek not alamamış.

İlerleyen bölümlerde göreceğiz genç çiftin kilise ile arasında sorunlar yaşanacak.

Devamı yarın…

 

Poitiers

30 Eylül 2024 Pazartesi

Elanor

 

 İngilter


e Kralı 1. Henry’nin kızı, Kutsal Roma İmparatoru 5. Henry’nin eşi (sonradan Anjou Kontu Geoffrey’nin eşi) ve İngiltere Kralı 2. Henry’nin annesi) olan  İmparotoriçe Matilda’nın hayat hikayesini anlatmıştım. Ondan sonra gelini Elanor’u anlatmadan olmaz. Orta çağda yaşamış çok renkli bir hayat hikayesi olan Aquitain Düşesi Elanor 1124-1204 yılları arasında yaşamış.

Aquitain bölgesi Fransa’nın güney batısında yer alıyor. Aqua Latince su anlamında. İsminden de anlaşılacağı gibi sulak ve bereketli topraklar. Bordeaux şarapları ve diğer kıymetli ürünler yetişiyor.

Elanor’un babası Aquitain Dükü 10. William. Fransa’nın en zengin adamlarından biriymiş döneminde. On ikinci yüzyılda Fransız Kralı’nın toprakları sadece Paris ve çevresiyle sınırlıydı. Matilda ‘nın hikayesinde gördüğümüz gibi Normandiya ve Anjou Bölgesi İngiliz Krallarının eline geçmişti. Ancak bunlar Normandiya ve Anjou bölgesi için Fransız Kralına bağlıydılar ve vergi veriyorlardı.

Aquitain Dukalığı da aynı şekilde Fransa Kralı’na bağlı idi. Elanor Ailenin büyük kızıydı ondan küçük bir erkek bir de kız kardeşi vardı. Eğlenceli bir saray hayatları, saraylarında bulunan sanatçılar şairler trubadur denilen müzisyenler vardı. İlahi Komedya da İnferno 28. Bölümde adı geçen şair Bertran de Born da bu sarayın müdavimlerindendi. Elanor ile ilgili bilgilerin bir kısmı onun yazdıklarından geliyor.

Elanor iyi bir eğitim görmüştü. Ancak altı yaşındayken hem annesi hem de erkek kardeşi vefat etti.  Bu durumda Elanor babasının varisi oldu. Babası öldüğünde Aquitain Düşesi olacak bütün bu topraklar ona kalacaktı. Matilda gibi erkek kardeşinin ölümüyle varis olmuş ve gelecekte büyük sorumluluk üstleneceği belli olmuştu.

Hem çok güzel hem çok zengin bir aileden gelmesi dolayısıyla ileride kendisine çok kısmetler çıkacağı belliydi. O dönemde kız kaçırma adeti de vardı. Özellikle böyle zengin olan kızlar için, onları kaçırıp topraklarında hak iddia etmek isteyenler olabilirdi. Babası haklı olarak kızlarının geleceği için endişe etti. Kendi ölümü halinde önce Fransa Kralı’nın haberdar edilmesini kızının ve topraklarının ona emanet edilmesini Kral’ın haberi oluncaya kadar da ölümünün gizli tutulmasını istedi.

1137 yılında Aquitain Dükü William kızlarını Bordeaux Piskoposuna emanet ederek İspanya’nın kuzeyinde bulunan Compostela’ya, İspanya’nın koruyucu azizi olarak bilinen Yakup’un mezarını ziyarete gitti ve bu yolculukta vefat etti.

Hemen Bordeaux Piskoposuna ve ondan sonra da Fransa kralına haber göndermek için atlılar koşturuldu.

Elanor bu sırada 13 yaşında bulunuyordu.

Devamı yarın…

Aquitain Bölgesi


 


23 Eylül 2024 Pazartesi

Matilda'nın Hayatı Beşinci Bölüm

 


Biraz ara verdik ama unutmadık Matilda ’yı. Televizyonlarını yeni açan arkadaşlarımız için biraz özet geçelim.

İsimler hep aynı olduğu için karışıyor. Almanca kökenli Matilda ismi Savaşta kuvvetli anlamına geliyormuş. Kendisi de tarihe She wolf- dişi kurt olarak geçmiş. Kadınlarda bu isim, erkeklerde ise hep William veya Henry.

Matilda 1102-1167 yılları aramış, İngiltere kralı 1. Henry’nin kızı, İngiltere fatihi William ‘ın torunu, Alman Kralı Henry’nin eşi, İngiltere kralı 2. Henry’nin de annesi.

Küçük yaşta Alman sarayına gelin gitmiş. Kral Kutsal Roma İmparatoru olarak taç giydiğinde Matilda İmparatoriçe olmuş, kocasının ölümü üzerine İngiltere’ye dönmüş, erkek kardeşi William ın zamansız ölümüyle tahtın varisi olmuş.

Baronlar Henry’nin ölmesi halinde kızı Matilda’ ya bağlı kalacaklarına dair yemin etmişler. Halktan bazı kişiler kadın hükümdar olmayacağı gerekçesiyle karşı çıkmışlar.

Erkek torun özlemiyle babası Matilda’yı ikinci defa evlendirmiş. İlk evliliğinden Matilda’nın çocuğu olmamıştı. Anjou Kontu Geoffrey ile evlendirilen Matilda’nın zaman içinde üç oğlu olmuş.

Babası Henry’nin ölümü üzerine Fransa’daki topraklarından İngiltere’ye gitmek için harekete geçtiyse de hem o sıra üçüncü çocuğa hamile oluşu hem de Normandiya da çıkan isyanlar sebebiyle ilerleyemeyip evinden uzakta bir başka şatoda kalmış

Bu arada halasının oğlu Steven tahtı ele geçirmiş kendisine taraftar toplamış. Steven’ın kardeşi de başpiskopos olduğu için kilise kendisini destekliyormuş.

Matilda kendisine bağlı şövalyelerle Manş denizini geçip Steven’a karşı harekete geçmesiyle İngiltere Fatihi William ın iki torunu arasında taht mücadelesi başlamış, İngilizlerin Anarşi ismini verdikleri 20 yıl sürecek iç savaş çıkmıştı.

Bir ara üstünlüğü ele geçirdiğinde Westminster kilisesinde törenle kraliçe olmak istemiş ama halk toplanıp protesto edince bu emelini gerçekleştirememişti. İngiltere Kraliçesi yerine Lady of The English unvanı verildi kendisine.

Londra’da yaşanan karışıklıklardan sonra, kaçıp Oxford kalesine saklanmak zorunda kalmıştı.

 

Beşinci Bölüm

 

Matilda Oxford kalesine kaçmıştı ama durum çok karışıktı. Kimin kimi desteklediği belli değildi. Daha evvel Matilda’nın taraftarı olanlar şimdi Steven’dan yana oluyorlardı. Steven’ın eşi İngiltere Kraliçesi Matilda hala savaşıyor, tahtı İmparatoriçe Matilda’ya bırakmak istemiyordu.

Sonunda karlı bir kış günü Oxford Kalesi sarıldı. O kaleyi almak kolay değildi. Steven kendisini uzun bir kuşatmaya hazırladı. Matilda kamuflaj olarak beyazlar giydi, etrafındakilere de beyazlar giydirdi, gece gizlice kaleden kaçtı. Kaledeki askerler sabaha teslim olacaklardı.

Matilda Wiltshire da bir başka kaleye çekildi. Evvelce Steven’ ın elinde olan toprakları aldı. Paralı askerler tuttu. Steven’ ın yönetiminden memnun olmayanlar onun yanına koştu.

Şimdi artık iki taraf da birbirini yenemiyordu.

Matilda’nın eşi Anjou Kontu Geoffrey de 1144 yılında Normandiya da savaşıyordu. Sonunda bütün isyanları bastırarak, Normandiya’nın tamamına hâkim oldu.  Fransa kralı onu Normandiya Dükü olarak kabul etti.

 İngiltere ise güç dengesi sürekli değişiyor zaman zaman Matilda üstün duruma gelse de bir müddet sonra durum Steven’ ın lehine dönüyordu.

Bu arada İkinci Haçlı seferi başlamış Matilda taraftarlarından bazıları bu sefere katılmak üzere ayrılmıştı.

Şövalyeler, lordlar barış olsun istiyordu. Matilda ’nın kaldığı Devizes Şatosunda kilise hak ilan ediyor, Matilda şatoyu kiliseye vermezse kendisini aforoz edeceklerini söylüyordu.

Bunun üzerine bir anlaşma yapma vakti geldi. Matilda büyük oğlu Henry’yi İngiltere de bırakarak kendisi Normandiya’nın başkenti Rouen’e’ e geri dönmeyi kabul etti.

Geoffrey 1151 yılında ölünce, Henry Normandiya ve Anjou bölgesinin topraklarının sahibi oldu.

1153 yılında, Kilisenin de araya girmesiyle Matilda ‘nın Rouen’ de kalmasına, Steven’ ın krallığının devamına ancak tahtın varisi olarak Matilda ‘nın oğlu Henry’ nin atanmasına karar verildi.

O sırada Normandiya da gene isyanlar çıktı. Matilda o isyanları bastırdı.

1154’te Steven ölünce, Matilda’nın uğruna bunca sene savaştığı istekleri gerçekleşti, oğlu İngiltere Kralı oldu. Ailenin durumu güçlendiği için Normandiya’ daki isyanlarda sona erdi.

Artık İngiltere Kralı Normandiya Dükü ve Anjou Kontu olarak, Manş denizinin iki yakasında geniş bir alanda Henry’nin saltanatı başlamıştı. Aile bundan sonra Angevin Dynasty- Anjou Hanedanı veya aile simgeleri sarı çiçeğin Latince ismi dolayısıyla Plantegenest Hanedanı olarak anılacaktı.

 


17 Eylül 2024 Salı

Matilda'nın Hayatı- Dördüncü Bölüm

 

Lincoln, İngiltere



Henry’nin ölümü üzerine hem İngiltere hem de Normandiya’da karışıklıklar çıkmıştı. Aynı zamanda Geoffrey’de kendi memleketi Anjou ’da çıkan isyanlarla başa çıkmaya çalışıyordu.

Henry’nin evlilik dışı çok sayıda çocuğu bardı. Bunlardan Gloucester dükü Robert, baba bir anne ayrı kız kardeşi Matilda ’ya destek veriyordu. Onun da hem İngiltere’de hem Normandiya da toprakları vardı.

Matilda ‘nın halasının oğullarından Teobald Normandiya da kendisini kral ilan etti. O sırada Steven da İngiltere de kendisini kral olarak kabul ettirmeyi başarmıştı. Steven’ın haberi gelince Teobald a olan destek azaldı. Artık iki kutup vardı Matilda ve Steven.

Matilda kocası Geoffrey ile Anjou daki isyanları bastırıp Normandiya’ ya ilerledi. Alabildikleri kadar toprak alıp, yağmalayabildikleri kadar mal yağmaladılar.

Kilise Steven’a destek veriyordu. Matilda Papa ya haber yolladıysa da sonuç alamadı. İngilizlerin anarşi adını verdikleri iç savaş dönemi başlamıştı. Matilda ‘nın Normandiya’da hakimiyeti sağlayıp da İngiltere ye geçmesi 1139 yılını bulmuştu.

Matilda kardeşi Robert ın desteğiyle güneyden kuzeni David de İskoçya’ dan saldırmaya başladılar.

Steven ın eşinin adı da Matilda’ydı o da Steven a destek olmak için gemilerle Dover’ a gidip Robert ‘a karşı savaştı. O dönemde kadınlar siyasetin ve savaşın içindeydi.

Robert Normandiya da kalıp, Matilda ve Geoffrey’nin kendi kuvvetleriyle İngiltere’ye geçmesini bekledi. Bu arada Steven’ın eşi Kraliçe Matilda Dover’i almıştı.

Uzun bir mücadeleden sonra Lincoln savaşını kazanan Matilda 1141 yılında İngiltere Kraliçesi olarak taç giymek üzere Londra’ya geldi. Tören Westminster Kilisesinde yapılacaktı. Steven Bristol kalesine hapsedilmek üzere gönderildi. Ancak Robert’ta esir düştüğü için Matilda Steven’ın Robert karşılığında serbest bırakılmasını kabul etti.

Hazine Matilda ‘ya teslim edildi ama savaşlar yüzünden pek bir para kalmamıştı. Steven’ın tacı vardı sadece.

Kilise yetkilileri toplandı. Matilda’ya “Lady of England and Normandy” unvanı verildi. 24 Haziran da Westminster Kilisesinde yapılması planlanan taç giyme töreni gerçekleşemedi. Matilda Londra’ya gelmişti ama anlaşılan halk onu değil Steven’ı tutuyor ve başlarına bir kadın hükümdar istemiyordu.

Birdenbire büyük bir isyan patladı. Matilda son anda canını kurtarıp Oxford’a kaçtı. İngiltere Kraliçesi olamamıştı.

 

 


16 Eylül 2024 Pazartesi

Matilda'nın Hayatı Üçüncü Bölüm

 

Lyons la Forét- 1. Henry'nın Fransa'da öldüğü yer


Evlendiklerinde Matilda 25 Geoffrey 13 yaşındaymış. Matilda bu evliliği istemedi ama ölen kardeşi William ile Geoffrey nin kız kardeşi nişanlanmış bu iki hanedan arasında anlaşmalar yapılmış vaktiyle. William ölünce bu anlaşma yarım kalmıştı. Matilda ‘nın kocası da öldüğüne ve memleketine geri döndüğüne göre Geoffrey ile evlendirilebilirdi.

 Babası Henry bu arada başka bir kadınla evlenmiş (Matilda ‘nın annesi de ölmüştü) başka bir oğlu olur diye beklemişti. Olmayınca tek çare Matilda ’yı Geoffrey ile evlendirmek diye düşündü. Başpiskopos da bu evliliği destekledi. Matilda yı ikna etmeye çalıştı. Matilda’ ya babası çeyiz olarak Normandiya’da şatolar verdi ve evlilik gerçekleşti.

O zamanlar Haçlı Seferleri başlamış, Orta Doğu’yu yağmalamaya Viking lideri Rollo’nun soyundan gelip de Fransa’ya yerleşen orada kont olan bu savaşçılar herkesten evvel koşmuştu. Geoffrey ’nin babası Anjou Kontu 5. Fulk, Kudüs kralı olmuş kendi kontluğunu da oğlu Geoffrey’e bırakmıştı.

Matilda ’da mutlu olmadı, İngiltere’ye geri döndü ama tekrar anlaşma sağlandı ikna edildi, gene kocasının yanına Fransa’ya geçti. 1133 de ilk oğlu Henry doğdu. Babası çok sevindi Rouen’e gelip bebeği gördü. İlerde tahta geçecek olan torun doğmuştu.

 Geoffrey ismini verdikleri ikinci oğlunun doğumu çok zor oldu. Matilda kendisinin öleceğini düşünerek gömüleceği yeri babasına vasiyet etti ama kurtuldu neyse ki.

Bu ikinci çocuktan sonra Matilda orada kendisine verilen birkaç şatoyla yetinmeyerek, Normandiya’nın tamamen kendisine verilmesini istedi. Böylelikle oğlunun geleceğini teminat altına almak istiyordu. Ama babası kabul etmedi. Geoffrey e güvenmiyor kendi sağlığında Normandiya’ yı vermek istemiyordu.

Baba kızın araları açıldı. O arada isyan çıkmıştı Matilda isyancılardan yana oldu. Bu kargaşa devam ederken kral 1. Henry beklenmedik bir şekilde öldü.

Matilda o arada üçüncü çocuğuna hamile olmasına rağmen, hem Anjou daki isyanlarla mücadele etti hem de Normandiya’yı tamamen ele geçirmeye çalıştı. Kral’ın ölümü üzerine her yerde isyanlar çıkıyordu. Bazı kuzenleri ve bazı baronlar Matilda ‘yı destekliyorlardı.

Matilda ’nın halasının oğlu Stefan o sırada Bolonya da bulunuyordu. Tahtı ele geçirmek için derhal İngiltere’ye hareket etti.

Stefan’ın kardeşi de Wincester piskoposuydu, kilise Stefan’ı destekledi.

Stefan Westminster Kilise’ sinde 22 Aralık 1135 de taç giydi. (Bugün bildiğimiz Westminster Abbey sonradan yapılmış bu onun yerindeki eski kilise)

Böylece İngiltere Fatihi 1. William’ın iki torunu arasında büyük mücadele başlamış oldu.

 


Resim: Fransa'nın Montagu le mans bölgesi- burada bir yerde evlenmiş Geoffrey ile.

 

 

15 Eylül 2024 Pazar

Matilda'nın Hayatı İkinci Bölüm

 


William’ın 1066 yılında İngiltere’yi işgal etmesi ve aynı sene İngiliz Kralı olarak tahta geçmesiyle birlikte aynı hanedan hem İngiltere’nin hem de Normandiya’nın hâkimi olmuştu. William topraklarını ayırarak ii oğlu arasında paylaştırdıysa da Henry kardeşlerini alt ederek yeniden her iki yakaya da hâkim olmuştu. İki tarafı da birden idare ediyor, Normandiya ile İngiltere arasında gidip geliyordu. Matilda’nın kendinden bir yaş küçük erkek kardeşi William da babasıyla birlikte Normandiya ya gitmişti, geri dönüşlerinde ayrı ayrı gemilerle yola çıktılar. Kral’ın gemisi hareket ettikten sonra William ve adamları içmeye ve eğlenmeye devam ettiler.

Yola çıkmaya karar verdiklerinde bütün gemi mürettebatı da dahil olmak üzere herkes sarhoştu. Gemi Normandiya açıklarında kayalıklara çarpıp battı. Tahtın veliahdı olan ve evlilik birliği içinde doğmuş olan tek oğlunun öldüğü krala söylenemedi. Sonunda bir genç çocuğu kralın önüne doğru ittirdiler o korkarak kekeleyerek kötü haber verdi.

Bu olay tarihe Beyaz Gemi Faciası olarak geçti. Sonraki devlet adamları hiçbir geminin batışı İngiltere’nin başına bu kadar bela açmadı dediler.

Taht vârissiz kaldı.

1225 yılında Alman İmparatoru ölünce, Matilda ülkesine geri döndü. Babası baronları toplayıp kendi ölümünden sonra tahtını kızına bırakacağını söyleyerek onlardan Matilda’ya bağlılık yemini etmelerini istedi. Bu görülmemiş bir şeydi. “Hükümdarlık babadan oğula geçer ama babadan kıza geçmez” dediler. Yemin etmek istemediler ama mecburen o yemini ettiler.

Ingilizce’de Queen kelimesi Kral’ın eşi anlamındaydı ve bir kadının kendi başına kraliçe olması pek akla sığmıyordu o dönemde.

Gene de bir erkek çocuğu garanti etmek için Henry kızını bir kez daha evlendirmeye karar verdi. Bu sefer damat olarak Anjou kontu olan Geoffrey’i seçti damat olarak.

Geoffrey’ nin memleketi Anjou Normandiya nın güneyinde yer alıyordu Arada kalan küçük Maine bölgesini zaten Normandiyalılar ele geçirmişti. Şimdi bu komşu kontlukla aralarında evlilik dolayısıyla akrabalık kurmakla ilerde imparatorluğu daha da geliştirme şansı doğmuş olacaktı.

Matilda yakışıklı Geoffrey diye bilinen ancak kendisinden yaşça küçük olan Anjou Kontuyla babasının emriyle evlendi. Artık unvanlarına bir de Anjou kontesi eklendi. Ancak bu unvanı kullanmadı. Yaşamı boyunca İmparatoriçe Matilda, İngiltere Kralı’nın kızı denmesini tercih etti.

Devamı var.

 

 



14 Eylül 2024 Cumartesi

MATİLDA

 


Matilda ismi Almanca Mahthildis’den geliyor. Maht  kuvvet kudret; hild  savaş, muharebe anlamında. İkisi bir arada savaşta kuvvetli anlamına geliyor. Bu isim, Orta çağda asil aileler arasında çok kullanılmış. Dün William the Conqueror’ dan bahsetmiştim. Onun Bayeaux işlemelerini yardımcılarıyla birlikte yapan eşinin ismi de Matilda’ ydı. Aynı şekilde oğlu Henry’nin eşi ve torunu da Matilda ismini almış.

Bugün torun Matilda’ dan bahsedeceğim.

William’ın dördüncü oğlu Henry, babasının ölümü üzerine, diğer kardeşleriyle yaşadığı taht mücadelesinden sonra, 1100 yılında tahta çıkmayı başarmış. William aslında Normandiya’yı bir oğluna İngiltere krallığını da diğer oğluna bırakmıştı. Henry bu kardeş kavgalarından sonra her iki tarafıda ele geçirerek, babası gibi hem Normandiya Dükü hem de İngiltere kralı oldu. İskoçya sarayında Matilda ile evlendi. Bu evlilikten iki çocukları oldu birisi Matilda birisi de William.

William ve Henry isimleri de kraliyet ailesinde çok kullanılmış, Prenses Diana’nın iki oğlu Prens William ve Prens Henry’ye gelinceye kadar. Ayrıca Alman ve Fransız saraylarında da Henry çok.

Henry’nin pek çok kadınla ilişkisi ve çok sayıda çocuğu da vardı. Eşi Matilda (Matilda of Scotland) Westminster’ da kalıp hem çocuklarıyla hem de devlet işleriyle yakından ilgilendi,Henry ise çeşitli savaşlar kendi topraklarında güveni sağlamak ve çapkınlıklar dolayısıyla devamlı Londra dışında hareketli bir hayat yaşadı.

Bu girişten sonra esas konumuz “torun” Matilda’ ya gelelim. İngiliz Sarayının prensesi olarak 1102 de doğan bu çocuğa ilk kısmeti sekiz yaşındayken çıktı. Alman Kralı 5. Henry haber göndererek Matilda ile evlenmek istedi. O zaman kilise kanunlarına göre en erken evlenme yaşı 12 idi. Hanedan evliliklerinde küçük yaşta iki aile arasında anlaşmayla kızlar küçük yaşta evlendirilip, müstakbel kocasının memleketine gönderiliyordu. Tamamen mali ve siyasi sebeplerle yapılan bu anlaşmalarla, evlenecek gençlerin geleceği kendilerine sorulmadan belirleniyordu. Saraylarda yetişen prenseler eğitim bakımından şanslıydılar. Erkekler ise, kitap okuma, ders çalışma, lisan öğrenme gibi faaliyetlerden çok avcılık, savaş sanatları, binicilik, kılıç kullanma mızrak atma gibi beceriler kazanmak istiyorlardı. Gelecekteki savaşlara hazırlanmak başarılı bir savaşçı olmak daha önemliydi.



Kızları evlendirirken yüklü bir çeyiz parası veya toprak veriliyordu damada. Alman Kralı daha çok bu para için istedi evlenmeyi, kendisine verilecek 10.000 markı Roma seferi ve İmparatorluk tacını elde etmek için kullanacaktı. Matilda’ nın babası 1. Henry de bu hanedanla akrabalık kurup, kendi krallığını daha önemli bir hale getirmek istedi.

Matilda daha sekiz yaşındayken Almanya’ya Trier Başpiskoposu Bruno’nun himayesi altında yaşamaya gönderildi. Orada kilise eğitimi alacak, Almancayı öğrenecek, ilerde gelin olacağı sarayın adetlerine göre yetiştirilecekti. Daha o yaşta Alman Kraliçesi olarak taç giydi.

Kutsal Roma İmparatorluğu’nun İtalya da toprakları vardı, Papa’yla nesiller boyu süren anlaşmazlıkları, sürekli çıkan isyanlar, İtalya’daki hakimiyetlerini koruma çabası 5. Henry’yi meşgul ediyordu.

Papa Henry’yi aforoz edince Henry ve Matilda İtalya ya gittiler. Papa kaçmak zorunda kaldı. Papa ve Kutsal Roma İmparatorları arasındaki bu güç mücadelesi komik denecek şekilde sürüyordu bütün orta çağ boyunca. Papa İmparatoru aforoz ediyor İmparator ordusuyla İtalya’ya doğru hareket edince geri adım atmak zorunda kalıyordu.

İmparatorlar da Roma da taç giyip kendi hükümranlıklarına dini bir hava vermek, durumlarını daha da sağlamlaştırmak istiyorlardı. Hem otoritelerini doğrudan tanrıdan aldıklarını iddia ediyor hem de dini Papa tarafından kutsanıp halk nezdinde itibarlarını arttırmak istiyorlardı.

Papa kaçınca St. Peter Bazilikasında başka bir yetkili Marcel Bruno tarafından icra edilen törenle Henry ve Matilda İmparator ve İmparatoriçe olarak taç giydiler.

Almanya da kral diğer Prens aileleri arasından seçildiği (Elektoral prensler) ve bu aileler arasında büyük bir rekabet olduğu için Papa’nın desteğiyle imparator unvanını almak ve kullanmak onlar için çok önemliydi. (Bizdeki gibi babadan oğula veya hanedanın büyük evladına geçen bir sistem yoktu, seçilmeleri gerekiyordu)

Bir sonraki papa 2. Callixtus, daha sonra, Roma’ da bu seremoniyi icra eden Marcel Bruno’yu  aforoz ederek, kilisedeki görevinden uzaklaştırıp, hapse attı. Matilda ve Henry’nin giydikleri imparatorluk tacı tartışmalı kaldı ama Matilda hayatı boyunca bu unvanı taşıdı ve bu evliliğin başından beri devlet işleriyle yakından ilgilendi.

1118 de Henry başka isyanları bastırmak için Almanya’ya geri dönünce Matilda Henry’yi temsilen İtalya’da kalıp bu ülkeyi idare etmeye devam etti, 1119 da geri Matilda da Almanya ya gitti.

Bu evlilikten çocukları olmadı. Kilise, “günah işlediğinizden dolayı çocuğunuz” olmuyor dedi.

1125 de İmparator kanserden ölünce, rakibi olan Lothair yeni kral seçildi ve Matilda kendi ülkesine dönmek zorunda kaldı. 8 yaşında geldiği Almanya’dan 23 yaşında genç bir kadın, bir eski imparatoriçe olarak geri dönüyordu.

Devamı yarın…

 

 

 

 

 

12 Eylül 2024 Perşembe

İngiltere Fatihi William ve meşhur Bayeaux İşlemesi

 


Rollo’nun soyundan gelen William Norman Dükü Robert’in oğluydu. Birden cok kadınla evlenme ve evlilik dışı ilişkiler sürdürme adeti Vikinglerde vardı. Bir eşi İskandinav kökenli diğeri Fransız veya İngiliz olanlarda vardı yaşadıkları yere göre. Bazısının bizim padişahlar gibi köle statüsünde olan kadınlarla da ilişkileri vardı. Bu sebeple çok sayıda çocukları oluyordu. William’ ın babası Robert Constantinople üzerinden Kudüs’e ziyaret etmeye karar verdi. O devirde Normanlar arasında Kudüs’e hacca gitmek adeti yaygınlaşmıştı. Bizanslılar Normanların gelişinden çok da hoşlanmıyorlardı. Belki savaşçı yağmacı bir ırk olmalarından dolayı olabilir.

Robert yola çıktığında William yedi- sekiz yaşındaydı. Robert giderken yolda başına bir şey gelirse oğlunun tahta geçmesi garanti olsun diye baronlarına William a bağlılık yemini ettirdi. Robert hac ziyaretinden dönüştü İstanbul a varamadan İznik’te rahatsızlanarak öldü.( O zamanki adı Nicae)

Baronlar William ın yaşının küçük olması ve Robert in William ın annesiyle resmen evli olmayışı dolayısıyla onun liderliğini kabul etmek istemediler. Bazısı da çocuğu dük olarak kabul edip kendileri idare etmek istediler. William kendisini kabul ettirmek için bir mücadele verdi. Büyüdükçe çıkan isyanları bastırdı. Komşuları Flander (Flandra- günümüzde Belçika’nın Kuzey Denizi kıyısında yer alıyor) Kontu’ nun kızıyla evlenerek gücünü arttırdı Yine Normandiya bölgesinin komşusu Maine bölgesini topraklarına kattı 1060 lı yıllarda İngiltere’ deki taht kavgalarından ve o sırada tahtta bulunan Edward’ ın çocuksuz olmasından yararlanarak İngiltere tahtında hak iddia etmeye başladı.

1066 yılında Edward’ın ölümü üzerine adayı işgal ederek aynı yılın Noel’inde İngiltere kralı Birinci William olarak taç giydi.

Böylece aynı hanedan hem İngiltere’yi hem de Normandiya yı idare etmeye başladı. İngiltere Kralı olarak Fransız Kralı ile eşit mevkide, Normandiya Dükü olarak kralın hizmetindeydi.

İngiltere de yeni kaleler inşa ettirdi. Normanları getirerek ülkede yeni bir asiller zümresi oluşturdu. Saray dili Fransızca oldu. Kilise’ye piskopoz atamaları yaptı.

1028 yılında doğan William 1087 yılında öldü.

William Kardeşleriyle


William'ın eşi Matilda ve yardımcıları tarafından yapıldığı sanılan Bayeux İşlemesi (Bayezux Tapestry) 70 metre ölçüsünde duvara asılan büyük bir kilimdir. O devirden kalan en önemli sanat eseri ve William ın hayatının resmedildiği önemli bir tarihi belgedir. Aslı Aslı Fransa'nın Bayeux kentindeki Musée de la Tapisserie de Bayeux da sergilenmektedir.

Görseller Bayezux işlemesinden alınmıştır.


İngilter'yi işgale hazırlanan Normanlar şarap ve silahlarını taşıyorlar

Hastings Savaşı


 


 Stem stitch ya da back stitch denilen arka dikiş tekniğiyle yapılmış ince işleme



Halley's Comet
Bu kuyruklu yıldızın o sene görülmesi Avrupa'da heyecan yaratmış, başlarına kötü birşey geleceğini düşünmüşler. Hasting savaşıyla aynı zamana denk gelen bu olay, Harold için hezimet, William için zafer habercisi olmuş




Battle of Hastings







Vikingler

 


Çocukken, filmlerde çizgi romanlarda görüp de bir masal kahramanı olarak düşündüğümüz sarı saçlı mavi gözlü boylu poslu kuvvetli Viking savaşçıları aslında gerçekti ve sekizinci yüzyıldan başlayarak on birinci yüzyıl sonuna kadar Avrupa’ya korku yaymıştı. Denizcilikte çok başarılı olan Vikingler, İskandinav ülkelerinden büyük gemilerle gelip İngiltere, İrlanda ve Fransa kıyılarına baskınlar yapıyor, daha küçük teknelerle ırmaklara girerek Avrupa içlerine kadar iniyor yağmalayıp geri dönüyor, kız kaçırıyor, köle olarak aldıkları insanları başka ülkelere satıyorlardı.

Rollo


885 yılının Kasım ayında Seine nehrinden girerek Paris’e kadar gelip şehri kuşattılar. Aylarca süren kuşatmadan sonra Kral Charles (Charles the Fat -Şişman Charles 881-887 yılları arasında kral olmuştu) geldiyse de bunlarla savaşmayıp, ırmaktan ilerlemelerine müsaade etti. Kendisi Monmarte'da askerleriyle birlikte bekledi. O sırada  Burgundy şehrinde ayaklanma vardı kral bunu bastırmak istiyordu ve Vikinglerin oraya gidip yağmalamaları işine geldi. Ayrıca Paris i yağmalamadan  çekip gitmeleri için yüklü bir miktarda gümüş vermeyi de vaat etti. Dönüşte vaadini tutup gümüşleri verdi 

İle de Cité


Paris in savunma açısından coğrafi özelliği bugün Notre Dame katedralinin üzerinde bulunduğu İle de Cité denilen adadan geliyor. Bu adadan kıyıya yapılan köprülerle gemi trafiğini kapatıp geçişlere mâni olmak mümkün. Bu uzun süren kuşatmada hem halk hem de Vikingler zorluk çekmişti, hastalıklar yayılmıştı. Kralın bu şekilde davranması halkı da kızdırdı. Ondan sonraki zamanlarda insanlar hep kendi şehirlerini nasıl koruyacaklarını düşünür oldular.



Vikingler 911 yılında hem Chartes şehrine hem de yeniden Paris’e saldırdılar. Artık bu savaşlardan bıkan Fransızlar artık Vikinglerle bir anlaşma yapmaya karar verdiler. Buna göre Vikingler Normandiya bölgesinde şimdiye kadar aldıkları yerleri koruyacak, Hristiyan olacak, Krala bağlılık yemini edecek ve bir daha kralın topraklarına saldırmayacaklardı. Dönemin Kralı 3..Charles (Charles  the Simple- 898 922 yılları arasında hüküm sürmüştür) bu yüzden çağdaşları tarafından eleştirilmiş, “Niye ülkeni koruyamadın da, bu vahşi paganların yerleşmesine izin verdin?” denilmiştir.

 Vikinglere kuzeyli anlamında Northmen veya Norsemen deniyordu. Normandiya bölgesi de adını bu kuzeylilerden aldı. Zamanla Rouen şehri Normanların başkenti oldu. Rollo Hristiyan olunca Robert ismini aldı. Vikingler yerli halkla karışarak Fransızca konuşmaya başladılar.

Rollo kralın izniyle, Norman Dükü oldu ve bölgedeki diğer Vikinglerin Fransa kralına saldırmayacağına dair söz verdi, onların da lideri oldu. Anlaşmaya göre Kralın kızı Gisela ile de evlendi.

Rollo 860 ile 933 yılları arasında yaşamış, doğum tarihi tahmini olarak hesaplanıyor. Onun soyundan gelen William, ileride 1066 yılında İngiltere’yi fethedecek, İ İngiliz tarihini değiştirecek ve William the Conqueror- İngiltere Fatihi olarak anılacaktı.

Rouen Katedrali -Ressam David Roberts