27 Aralık 2023 Çarşamba

Elçi

 


Truvalılar gece nöbeti tutarken, Yunan tarafını korku sarmıştı. Panik içindeydiler. Trakya’dan sert bir rüzgâr esiyordu. Moralleri bozulmuştu.

Agamemnon aşağı yukarı dolaşıyor isim isim sayarak komutanları yanına çağırıyordu. Askerler toplandı Agamemnon’un ne diyeceğini merak ediyorlardı. Agamemnon’un gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Kara bir kayanın üzerinden akan su gibi ıslattı yüzünü.

“Zeus, acımasız bir tanrı.” Diye başladı sözlerine. “Bana Truva’yı almadan evime dönmeyeceğime dair söz vermişti. Ettiğim duaları kabul etmişti. Meğer bizi helâk etmekmiş amacı. Şimdi bana utanç içinde Argos’a dönmemi emrediyor. Bu kadar kayıp verdikten sonra…Zarara burada son verelim toparlanıp evimize dönelim. Truva’yı ele geçiremeyeceğimiz belli oldu” dedi.

Bir sessizlik çöktü. Herkes kalbindeki ağırlığı hissetti.

Diomedes ayağa fırladı. “Zeus sadece yarım hediye verir. Seni bütün insanlardan üstün tuttu, kral yaptı ama cesaret vermedi. Esas mühim olan cesarettir. Yol açık, sahil boyu sıralanmış gemilerin seni bekler, gideceksen git ama bu ordu Truva’yı yağmalamadan gitmez, haberin olsun. Eğer onlar da gidecek olursa, ben Sthenelus ile beraber kalıp, savaşacağım. Biz yola çıkarken tanrı bizimle beraberdi, hatırla.” dedi.

Asker heyecanla Diomedes’i destekledi. Nestor kalktı: “Kimse senin kadar iyi savaşçı olamaz, taktik vermekte de ustasın. Yaşın da genç, oğlum yaşındasın, herkes söylediklerini beğendi, şimdi ben de düşüncemi söyleyeyim. Duvarla hendek arasına nöbetçiler gönderelim bütün gece beklesinler. Diğer komutanlarda hep beraber toplanıp akşam yemeğimizi yiyip, görüş alışverişinde bulunalım çünkü bu gece bizim için ölüm kalım meselesi” dedi. Nestor’un söyledikleri yapıldı. Yemekten sonra sözüne devam etti. “Agamemnon sen yanlış yaptın. Briseus’u Aşil’in elinden almakla. Bak o savaşa katılmıyor. Bir heyet gönderip gönlünü alalım”

“Doğru dersin, akılsızlık ettim ben. Öfke gözümü kör etmişti. Aşil aslında tek başına bir ordu gibidir. Şimdi ona bazı hediyeler göndereceğim. Yedi tane tripod, (ateş üzerinde mangal yapmak için konan üç ayaklı bir ızgara) on külçe altın, yirmi kazan, en iyilerinden on iki yarış atı, Lesbos adasından getirdiğimiz yedi güzel kadın, onlarla birlikte Briseus, ona hiç dokunmadım. Bu hediyeler hemen verilecek. Eğer Truva surlarından içeri girecek olursak oradan alacağımız ganimeti de Aşil ile paylaşacağız, ilaveten en güzel yirmi Truvalı kadın da onun hissesine düşecek. Eğer memlekete dönmek nasip olursa, üç kızımdan birisini de ona vereceğim. Hangisini isterse alsın. Başlık parası istemeyeceğim, üzerine görülmemiş çeyiz vereceğim. Yedi kale, vereceğim yedi şehri istediği gibi idare etsin. Bütün bunlar gelip, yine benim emrime girmesi için.” Dedi.

Nestor bu sözlere sevindi, “önce elçileri seçelim sonra elimizi yıkayıp dua edelim” dedi. Ajaks ve Odyseus yola çıktı. Aşil oturmuş saz çalıp, şarkı söylemekteydi, Patroclus karşısında onu dinliyordu. Gelenleri görünce heyecanla ayağa kalktılar, misafire çok sevinmişlerdi. “Hemen şarap getirilsin, yemek hazırlansın” dedi Aşil. Etler tuzlanıp kızartıldı, ekmek geldi, yenilip içildi, dua edildi, Odyseus söz aldı. Kadehini doldurup Aşil’in onuruna kaldırdı, savaşın seyrini anlattı:

 “Şimdi Zeus Truvalıları kazandırıyor, Hektor Zeus’un verdiği güvenle deli gibi esiyor. Sen kalkıp, yardıma gelmezsen korkarım bunlar bizim sonumuzu getirecekler. Yola çıkarken de baban sana dostluğun her şeyden önemli olduğunu anlatmıştı. Unuttun mu? Öfkeyi bırak, Agamemnon sana hediyeler gönderecek” dedi hediyeleri saydı. Bütün bunları anlattıktan sonra “eğer Agamemnon’ a hâlâ kızgınsan hiç olmazsa diğer askerleri düşün, Hektor ’u devirebilecek tek kişi sensin. Bunu başarırsan ünün yayılır” dedi.

Aşil ayağa kalktı, şimdi cevabı vereyim bir daha gelip bana aynı şeyleri söylemeyin. Ben bu adamdan nefret ediyorum, artık onun emrine girmem bana ne teklif ettiği önemli değil. O kadar savaştık ne oldu? Yavrularını besleyip aç kalan anne kuş gibi halim. Herşeyi kendisine aldı. Kaç savaş kazandırdım ona ben. Dünyayı da verse gelmem. Kahramanlığın da bir faydası yok. Ölüm herkesi alıyor, cesur da olsan korkak da olsan toprak altına giriyorsun.

 Agamemnon geride durur, kendi gemisinden savaşı seyreder, ben ön safta savaşırım, aslan payını o alır. Benim sevdiğim kadını da elimden aldı. Ne yaparsa yapsın artık! Biz buraya niye geldik, oynak Helen için gelmedik mi? Karısını seven tek adam Menelaus mu? Biz buraya onun karısını kurtarmaya geldik. Onlar benim sevdiğim kadını elimden aldılar. Ben onu iyi bilirim. Artık beni kandıramaz. Bak duvar örmüş, hendek kazmış etrafına bekçiler dikmiş. Bütün bunlar Hektor’u durduramayacak. Ben olsaydım Hektor kendi kalesinden çıkamazdı bile.

Hayır, ben ona artık yardım etmem! Yarın şafak vakti adamlarımız toplayacağım gemilerimize binip yelken açacağız, evime döneceğim. Bütün bunları git ona söyle de bir daha kimseyi kandıramasın.

Hediyelerin hiçbir önemi yok hiçbir şey insan canı kadar değerli değil. Ben hayatımı onun için tehlikeye atmam. Annem bana söylemişti, benim kaderim ya burada savaşıp ölmek ya da eve dönüp uzun bir hayat yaşamakmış. Diğerlerine de söyle evlerine dönsünler. Zeus Truva’ yı koruyor. Onu alamayacaklar. Komutanlara da söyle şimdiye kadar yaptıkları planlar işe yaramayacak. Zaman varken hem askerleri hem gemileri korusunlar, yelken açıp evlerine dönsünler” dedi

 

 

 

25 Aralık 2023 Pazartesi

Truvalıların Hücumu

 


Tüm ümitlerini kaybetmişken Zeus’tan bir işaret gelmesi ve Hera’nın Agamemnon’u yüreklendirmesiyle Yunan tarafı bezginlikten kurtuldu. Kaçma psikolojisi geri dönüp saldırmaya dönüştü. Diomedes gene öndeydi onun arkasında Agamemnon ve Menelaus geliyordu. Oklar atılıyor, Truvalılar öldürülüyordu. Agamemnon, Teucer adlı genç bir askerin hedefi vurduğunu görünce, “Truva’nın kapılarından girdiğimizde ilk seni ödüllendireceğim, en iyi atları savaş arabasıyla birlikte vereceğim veya ele geçirdiğimiz güzel kadınlardan birini” dedi.

Teucer, “Bana ödül vermenize, cesaretlendirmenize gerek yok, başladık artık sonunu getirene kadar durmam. Oklarım hedefini buluyor. Truvalıları geri kapılarından içeri sürükleyeceğiz. Hepsini vuruyorum ama ne yazık ki Hektor’u vuramadım henüz” dedi. Okunu Hektor’a yöneltti. Ama ok bir başka prense, Gorgytion’u vurdu. Genç prens anında öldü kafası miğferin ağırlığıyla yana düştü.

Tekrar attı oku gene Hektor’u vuramadı, Apollo Hektor’u koruyor, okun yönünü değiştiriyordu. Bu sefer de Hektor’un yanında oturan araba sürücüsü vuruldu. Arkadaşının ölümü Hektor’u çileden çıkardı. Arabayı idare etmesi için bir başkasına seslendi. O dizginleri alırken kendisi arabadan atladı. O öfkeyle yerden bir taş alıp Teucer’e fırlattı. Taş boynuyla göğsü arasında kemiğe geldi, genç adam acıyla yıkıldı, o anda Ajaks yetişip kalkanıyla onu korumaya aldı.  Teucer onun kardeşiydi. Aynı babanın farklı annelerin evlatlarıydılar.

Zeus tekrar Truvalıları güçlendirdi. Bu sefer üstünlük onlara geçmişti. Yunanlıları geri kendi kazdıkları hendeğe doğru püskürttüler. Hektor olanca gücüyle savaşıyor bir yandan da kendisinin hedef olduğunu bildiği için dikkatli olmaya çalışıyordu.

Hera durumu gördü. Yunanlılar gemilerine kaçmıştı, kurtulabilenler korkuyla dua ediyordu. Hera Athena’ya seslendi: Görüyor musun Hektor’un yaptığını tek başına ne büyük zarar verdi. Ne yapacağız? Bu zavallılara yardım etmeyecek miyiz?

“Hektor bin defa ölsün. Ben taktik veremiyorum artık, babam Zeus mâni oluyor. Hep Aşil ’in annesi Thetis’in gelip Zeus’la konuşmasından dolayı oldu bunlar” dedi Athena.

Sonra birlikte tapınağa gittiler. Athena savaş kıyafetlerini giyindi.

Bunlar gören Zeus hiddetlenerek haberci tanrı İris’i çağırdı. “Git bunlara mâni ol yoksa sonları kötü olacak. Athena’ya bana karşı savaşmak neymiş öğreteceğim. Hera’ya o kadar kızmadım. O hep ben ne dersem tersini yapar zaten” dedi.

İris Hera ve Athena’ya yetişti “Ne yapıyorsunuz? Delirdiniz mi siz?” dedi Zeus’un tehditlerini sıraladı.

Hera “Bırakalım artık. Zeus ne isterse yapsın” dedi. Kalpleri kırgın geri döndüler. Zeus da arabasına binip Olimpos’a geldi. Hera ve Athena sessizdi. “Niye bana karşı geldiniz. Size yıldırım göndersem, perişan olurdunuz, bir daha bu dağa çıkamazdınız” dedi.

Athena sesini çıkarmadı, Hera dayanamadı “Biz Argoslulara yardım etmek istiyoruz sen mâni oluyorsun. Zavallılar ölüyor” dedi.

Zeus “Yarın sabah şafak vakti savaş yine başlayacak yine Argoslular ölecek. Bu savaş Aşil gelene kadar bitmeyecek. Senin ne söylediğin benim için önemli değil. Zaten hep kötülük düşünürsün” dedi.

Bu azar karşısında Hera tek bir söz söyleyemedi. Gece olmuştu. Truvalılar henüz gecenin olmasını istemiyorlardı ama Argoslular gecenin indiğine sevindiler.

Truvalılar geri çekildi. Hektor adamlarına “işimizi bitiremeden gece oldu maalesef, çekilelim. Şimdi yemek hazırlansın, yemeğimizi yiyip, dinlenelim ama her yere ateş yakılsın. Düşmanın gemilere binip kaçması önlensin. Bunlara haddini bildirelim ki bir daha gelmesinler” dedi. Sonra şehre haberci gönderdi. Şehirde kulelerde gözcüler, her evde nöbetçiler, gece boyu yanan lambalar olmasını emretti. “Biz dışarıdayken yokluğumuzu fırsat bilip, kimse şehre girmeye kalkmasın. Sabah erkenden hareket emri vereceğim. Zeus’un bize zafer vereceğine, düşmanı kovacağımıza inancım tam. Yarın Diomedes ile karşı karşıya geleceğiz. Ya ben ya o kazanacak.” dedi.

Askerler atları saldılar, yemlerini verip bakımlarını yaptılar. Ateşler yakıldı her ateşin etrafına elli asker toplandı, ova aydınlandı. Herkes sabahı beklemeye başladı.

 

 İlyada

Sekizinci Bölüm

Resim: Hera Heykeli- Louvre Müzesi

24 Aralık 2023 Pazar

Zeus'un Terazisi

 


Şafak sökerken Zeus, bütün tanrı ve tanrıçaları topladı Olimpos dağının tepesine, “Bu savaşa artık hiç kimse karışmayacak. Eğer sözümü dinlemeyen olursa, kim olursa olsun alır fırlatırım, yerin dibine sokarım, gün yüzü göremez. Hepiniz bir olsanız benimle boy ölçüşemezsiniz. Ne dünya kalır ne deniz ne bir şey” dedi. Herkes sus pus oldu şoke olmuşlardı. En sonunda Athena kalktı, babamız Zeus, biz elbette senin gücünü biliriz, sözünden çıkamayız ama bu Argosluların haline acıyoruz. Biraz onlara taktik versek de senin öfkenden koruyabilsek” dedi.

“Korkma çocuğum, ciddi söylemedim, ben senin için en iyisini isterim her zaman” dedi Zeus. Sonra atlarını arabaya koştu, üzerine altın savaş zırhını giydi, göklerden aşağıya yıldırım gibi indi. Atlarını otlamaları için saldı, çimeni yeşertti, sonra kendi tapınağının tepesine çıkıp tahtına oturdu.

Yunan kampında askerler kalkmış çabucak kahvaltı yapıp hazırlıklara girişmişti. Truva sokakları da hareketliydi, askerler hazırlandı, eşlerini çocuklarını korumak için savaşmak mecburiyetindeydiler. Truva’nın kapıları sonuna kadar açıldı, büyük bir uğultuyla ordu dışarı çıktı. Atlar, savaş arabaları ve piyade askerler.

Savaşın gürültüsü yeri göğü sarmıştı, birbirine çarpan kalkanlar kılıçlar atılan mızraklar, askerlerin çığlıkları, hayvan sesleri, yer kan gölüne dönmüştü. Ölen öleneydi. Vakit öğleyi bulduğunda, güneş en tepeye vardığında Zeus meşhur terazisini çıkardı. Kutsal altın terazinin bir kefesinde ölen Yunanlılar bir kefesinde ise Truvalılar vardı. Zeus teraziyi şöyle bir havaya kaldırdı, Yunan tarafı ağır bastı. Truva tarafı yukarı doğru kalktı.

O sırada Zeus müthiş bir gök gürlemesi gönderdi Argosluların üzerine. Hepsi korkudan dona kaldı, bembeyaz kesildiler. Sonra hepsi kaçtı. Meydanda sadece Nestor kaldı. O da kaçmak isterdi ama Paris atını vurmuştu. Diğer at panik oldu. Ölen atın dizginlerini kılıcıyla kesti. Arabayı serbest bıraktı. O sırada Hektor yetişti, Nestor ’un işini bitirmek üzereydi ki Diomedes atıldı. Odyseus’a bağırdı: “Ne o korkaklar gibi kaçıyorsun. Dikkat et sırtına mızrak yeme! Çabuk gel buraya yaşlı adamı kurtaralım”. Ama Odyseus arkasına bakmadan gemisine doğru kaçıyordu. Diomedes, Aeneas’ tan çaldığı atlarla Nestor’a doğru koştu, “sen benim arabama gel, senin arabanı çocuklar alır getirir” dedi, yardımcıları koştu Nestor’un arabasına.

Nestor Diomedes’in arabasını sürerken, Diomedes Hektor’un sürücüsüne mızrak atıp devirdi. Bir başka sürücü atladı arabaya. Yunanlılar bastıracakken Zeus üzerlerine yıldırım düşürdü. Nestor “anlaşıldı, bugün Zeus bize başarı göstermeyecek, kader neyse o olur. Kimse kaderin üzerinde değildir. Döndür arabayı gidelim” dedi.

“Doğru dersin yaşlı bilge ama ben kendime kaçtı dedirtmem, Hektor benim için döndü kaçtı gemisine gitti derse, öleyim daha iyi” dedi.

Nestor, “Saçmalama, o öyle dese bile kimse inanmaz tüm Truvalılar gördü senin kahramanlığını” diyerek arabayı döndürdü gerisin geriye sürdü.

Hektor ve diğer Truvalılar peşlerinde bir yandan oklar mızraklar yağdırıyor bir yandan da bağırıyorlardı. “Nasıl da kaçıyorsunuz. Siz bizim duvarlarımızı hiçbir zaman aşamayacaksınız” Diomedes iki akıl olmuştu. Tam üç defa geri dönmeye teşebbüs etti üçünde de Zeus’un gökleri gürledi. Bugün zafer Truvalıların olacaktı, bu belliydi. Hektor arkadaşlarına bağırıyordu “Gün bizim, bugün bunları buradan süreceğiz, kazdıkları hendeği aşıp gemilerini yakacağız askerlerini öldüreceğiz, hiçbirine acımayın, hendeği geçince biri bana meşale getirsin. Bu akşam bu iş bitecek” dedi.

Hera sinirden titriyordu, Poseidon’a bağırdı, “Bu Yunanlılar sana ne armağanlar verdiler. Onlara hiç acımıyor musun? Hadi yardım et” dedi.

Poseidon şaşırmıştı “Sen ne diyorsun Hera? Biz hiç Zeus’a karşı gelebilir miyiz? O çok güçlüdür.”

Zeus’un verdiği güçle Hektor hendeği aşmış, gemileri yakmaya gelmişti. Fakat, Hera Agamemnon’ a cesaret verdi. Agamemnon adamlarına bağırmaya azarlamaya başladı: “Korkaklar, niye kaçıyorsunuz? Bir zamanlar dünyanın en güçlü ordusu bizdik. Lemnos’ da etleri yiyip, şarapları içerken övünüp duruyordunuz, bir Argoslu yüz, hayır iki yüz Truvalıya bedel diye.”

“Zeus Baba biz sana neler kurban ettik. Niye bize böyle yapıyorsun. Bari merhamet et. Askerlerim gemilerine binip burayı terk etsin. Daha fazla adam ölmesin” diyerek dua etti.

Agamemnon’un ağlayarak yakarması Zeus’u etkilemişti. Daha fazla Yunanlının ölmemesine karar verdi. Onları yüreklendirmek içim gökten bir kartal gönderdi. Kartalın pençesinde ceylan yavrusu vardı. Kartal Yunanlıların Zeus’a kurban sunduğu tapınağa yavruyu bıraktı. Bu defa Yunanlılar kazanacaklarına inandılar. Öyle ya Zeus onlara bir işaret yollamıştı. Hemen karşı saldırıya geçtiler. İçleri kin doluydu.

 

 

22 Aralık 2023 Cuma

Hektor ve Ajaks'ın Düellosu

 


Hektor’la düello yapmak için tam dokuz kişi ayağa kalkmıştı. Nestor’un önerisi üzerine herkes bir taş alıp, üzerine işaret çizdi, sonra Agamemnon’un miğferinin içine atıldı taşlar. Nestor miğferi salladı dışarı bir taş düştü, bu büyük Ajaks’ın işaretini taşıyan taştı. Zaten herkes bu sonuç için dua etmişti içinden.

Ajaks bu sonuca sevindi, askerlere “benim için dua edin” dedi. Kendisine güveniyordu. Boylu posluydu, zırhı, bronz kalkanı mızrağı göz alıcıydı, dev adımlarla ilerlemeye başladı. Yunan askerinin göğsü kabardı, Truvalılar ürperdi. Hektor’un bile kalbi daha hızlı çarpmaya başlamıştı.

Ajaks yüzünde acı bir gülümseme Hektor’un yanına gitti, kendisini tanıttı. Salamis'ten geldiğini söyledi. Şimdi göreceksin bizim gücümüzü” dedi. Hektor da ona savaş meydanında ne kadar tecrübeli olduğunu anlattı. “Ben bu savaş dansını iyi bilirim” dedi.

Müthiş bir mücadele başladı aralarında, birbirlerine yaban domuzu görmüş aslan gibi saldırdılar. Bir ara Ajaks yerden büyük bir taş alıp fırlattı, Hektor önce dizleri üstüne düştü sonra yere yıkıldı, ağır kalkanı da üzerine düştü. Tam o anda Apollo gelip kaldırdı onu. Akşam olmaktaydı. İki taraftan da askerler yetişti, “yeter artık karanlık basacak, öldürmeyin birbirinizi, ara verin” dediler.

Ajaks, “Hektor’a söyleyin, ateşkes ilan etsin. Bu düelloyu o başlattı ateşkesi de o istesin. Ben uyarım” dedi.

Hektor bu öneriyi kabul etti “Evet gece oluyor. Sen kendi tarafına git ben de şehrime döneyim. Bugünün anısına birbirimize hediye verelim” dedi. Gümüş kının içinde kılıcını verdi Ajaks’ a. O da Hektor’ a savaş kemerini takdim etti. İki tarafta kahramanlarının ölmemiş olmasına sevindiler.

Agamemnon Ajaks’ın onuruna Zeus’a bir öküz kurban etti. Herkes oturup kurban etini yedi, içti, dinlendi. Nestor ayağa kalktı. Her zaman iyi düşünür iyi akıl verirdi: “Çok ölümüz var. Yarın şafak vakti Truvalılardan ateşkes isteyelim, ölülerimizi gömelim, sonra da sahilde gemilerimizi korumak için bir duvar örelim, duvarın önüne de hendek kazalım, böylelikle hem gemileri hem de ordumuzu daha iyi koruruz” dedi. Komutanlar bu teklifi kabul etti.

Truvalılar da huzursuzdu. Antenor, “Arkadaşlar, Truvalılar Dardanlar, müttefiklerimiz, biz iki defa ateşkesi bozduk. Kurala uymadık. Haksız olarak savaşıyoruz. Bu işten hiçbir kazancımız olmadı. En iyisi Helen’i ve hazinesini geri verelim. Bu savaş bitsin” dedi.

Paris atıldı “Sus Antenor! Söyleyecek başka laf mı bulamadın? Ben Helen’i vermem ama gerekiyorsa oradan yağmalayıp getirdiğim hazineyi hatta burada kendime ait olan hazineyi de vereyim, gitsinler” dedi.

Priam kalktı, fikrini söyledi: “Yarın sabah İdenous düşman gemilerine gitsin, ateşkes yapıp ölülerimizi gömelim desin sonra da Paris’in teklifini söylesin. Bu savaşın sona ermesini istiyoruz desin” Herkes bu sözlere hak verdi. Sabah ilk ışıkla İdeus Yunan tarafına gitti. Priam’ın sözlerini iletti.

Önce bir sessizlik oldu. Sonra Diomedes ayağa fırladı. Biz artık ne Helen’i ne de hazinesini istemiyoruz. Savaşı kazanacağımız kesin. Boynunuza ip geçirilince mi aklınıza geldi Helen’in hazinesini geri vermek?” dedi.

Askerler Diomedes’i destekler şekilde bağırdılar. Agamemnon “Cevabımızı duydun. Savaşa son vermeyeceğiz ama ölülerin gömülmesi için ateşkes yapacağız” dedi Zeus’a dua ederek mızrağını kaldırdı havaya.

Truvalılar merakla İdeus’un dönüşünü bekliyorlardı. İdeus gelip de Agamenon’un cevabını aktarınca, hemen hummalı bir çalışma başladı. Sahaya inip ölüleri topladılar. Bazıları ateş yakmak için odun toplamaya başladılar. İki tarafta ölülerini yakacaktı. Kimin kim olduğu belli değildi. Askerler ağlayarak arkadaşlarını aramaya başladılar. Priam yüksek sesle ağlayıp, ağıt yakmayı yasakladı.  İki tarafta ateş yaktı. Ölülerin bedeni küle dönmüştü. Akşam kalplerinde ağırlık, herkes kendi tarafına döndü.

Ertesi sabah geniş bir mezar kazılıp, kalan kemikler gömüldü. Sonra Agamemnon’un askerleri duvar ördüler, duvarın önüne hendek kazdılar. Bunu gören Poseidon sinirlendi. Zeus’a söylendi. “Ey Zeus bunlar bana kurban adamadan iş yapıyorlar. Ben yerlerin, yeraltının, denizlerin ve depremlerin tanrısıyım. Nasıl olur böyle bir şey? Hiddetlenip devireceğim duvarlarını” dedi.

Yunanlılar sırtlarını denize dönmekle Poseidon’a sırt dönmüş oldular. Zeus bu sözlere sinirlendi. Senin gibi kudretli bir tanrı nasıl olur da duvar yapıldı diye öfkelenir? Şimdi bir şey yapma, savaş bitsin Argoslular gemilerine binip, kendi memleketlerine dönsün o zaman yıkarsın duvarlarını denizin dalgalarıyla” dedi

Yunanlılar akşama doğru işlerini bitirdi yemeğe oturdu. Lemnos adasından gelen gemi şarap getirmişti.  Askerler bedelini ödeyerek şarap alıp içtiler.

Truvalılarda müttefikleriyle birlikte yemek yiyordu o sırada ama yukarıda Zeus her iki taraf içinde felaket hazırlamaktaydı. Ne de olsa en büyük stratejist oydu.

Askerler Zeus’a da şaraptan ikram etmek için bir miktar şarabı yere döktüler tanrının payı olarak. Sonra uykuya daldılar. Bu uyku tanrıların insanlara verdiği tatlı bir armağandı.


İlyada 7. bölüm

Resim: Yunanistan'ın Salamis şehri

21 Aralık 2023 Perşembe

Hektor

 


Hektor ve Paris silahlanmış halde Truva kapılarından rüzgâr gibi çıktılar. Kafalarında savaş hazırlığı tamamlanmış, saldırıya hazır vaziyetteydiler. Bu rüzgâr herhangi bir rüzgâr değildi. Gemiciler nasıl rüzgâr olmazsa bunalır, kürekçiler nasıl yorgun düşerse, o anda edilen dualar kabul olunur, tanrı kuvvetli bir rüzgâr gönderirse, o rüzgâr gibiydi. Kaptanlarını bekleyen Truvalı askerleri öyle sevindirdi.

Hemen iki kişiyi öldürdüler, sonra arkası geldi, üstünlük Truva’ya geçmişti. Athena bu durumu gördü Olimpos dağından aşağıya bir hışımla indi. Onu Bergama tapınağının tepesinden gören Apollo hemen yetişti önünü kesti. “Ne var, niye geldin? Gene Yunanlılara yardım mı edeceksin? Truvalılara hiç acıman yok mu senin? Bugün bu kadar çarpışma yetişir. Artık ara versinler. Yarın devam ederler” dedi. Athena bu teklifi kabul etti. “Ama nasıl durduracağız çarpışmayı” diye sordu.

“Hektor’u kuvvetlendirelim, cesaretlendirelim, Yunanlılardan birisini düelloya davet etsin.” Dedi. Athena hemen Priam’ın kâhin oğlu Helenus’a telepati yoluyla bir mesaj yolladı. Mesajı alan Helenus, Hektor’un yanına gitti. “Tanrılardan mesaj geldi, sen Yunanlılardan biriyle ölümüne düello yapacaksın. Merak etme senin ecelin daha gelmedi, bunu hissediyorum” dedi.

Hektor daha önce yaptığı gibi yine mızrağını savaşa ara verilsin anlamında kaldırdı. Agamemnon bunu görünce birliklerini geri çekti. Herkes oturdu, bekledi. Apollo ve Athena alıcı kuşlar gibi uçup, iki tepeye yerleşti. Olacakları izlemeye başladılar.

Gene denizden gelen bir ışıltı gibi asker otururken miğferleri sırları kalkanları ışıldadı. Hektor “Daha önce de ateşkes yapmıştık ama Zeus izin vermedi, savaş devam etti, bunca kan aktı. Şimdi ben sizden birine düello teklif ediyorum. Şartlarım şu: Eğer ben öldürürsem, öldürdüğüm kişinin zırhını silahını alıp Apollo tapınağının duvarına asacağım. Bedenini size iade edeceğim. Ona şanına layık bir cenaze töreni yapacaksınız, Çanakkale Boğazının tepelerine gömeceksiniz. Üzerine toprak yığacaksınız. Geçen gemiler, Hektor’ un öldürdüğü adam burada yatıyor diyecek. O beni öldürürse, benim zırhımı silahımı alır ama bedenimi arkadaşlarıma teslim eder. Bana Truva’da şanıma layık cenaze töreni düzenlenir, şanım sonsuza kadar devam eder.”

Bu sözler üzerine bir sessizlik oldu. Kimse Hektor’la savaşmaya cesaret edemiyordu, öne atılan olmadı. Ama bu sessizlik de utanç verici bir hal almaya başlamıştı. Sonunda Menelaus kalktı. Zaten bu savaş onun için oluyordu. Helen onun eski eşiydi. Helen’i geri almaya gelmişlerdi. Kendi adamlarına döndü “Utanın! Hiçbiriniz kalkmadınız. Sus pus oturuyorsunuz. Ölün, geberin, çürüsün kemikleriniz daha iyi. Ben gidip, savaşacağım. Kimin kazanacağına tanrılar karar verir, ipler onların elinde” dedi, silahlarını kuşanmaya başladı.

Ölüm emri imzalanmıştı o anda ama Agamemnon fırladı, kardeşinin ölmesiniz istemiyordu. “Delirdin mi? Ne diye kendinden çok daha güçlü biriyle savaşacaksın? Aşil bile korkuyor Hektor’dan. Sen otur. Başka birini bulacağız” dedi.

Menelaus ağabeyinin sözünü dinledi askerler kalkıp onun silahlarını aldı omuzundan. Yaşlı bilge Nestor kalktı “Ah ben genç olacaktım ki” dedi eski savaşları yaptığı kahramanlıkları anlatmaya başladı. Sonra Argos ordusuna yüklendi. “Niye korktunuz, niye hiçbiriniz kalkmıyorsunuz?” dedi.

Odyseus, Agamemnon, Menelaus, Büyük ve Küçük Ajaks, İdomeneus, Meriones hepsi fırladılar. Nestor “Kura çekilsin” dedi.

 

19 Aralık 2023 Salı

Hektor ve Andromache

 

Eşi Andromache evde yoktu. Evdekilere sordu, “çarpışmanın şiddetlendiğini duyunca paniğe kapıldı. Çocuğu kaptığı gibi kuleye tırmandı. Savaşı oradan izliyor” yanıtını aldı. Hemen şehri geçip, surlara koştu. Birbirlerini görünce koşup sarıldılar. Arkadan çocuğun dadısı Hektor’un oğlu Astyanax’ı getiriyordu. Ailesini görünce Hektor’un ilk defa yüzü güldü. Andromache’nin babası Kazdağlarında kraldı. Ne var ki, daha evvel ki saldırılarda bütün ailesi Aşil tarafından öldürülmüş, kimsesi kalmamıştı. Ağlamaya başladı. Hektor’a “Seni deli fişek, benim sevgili Hektor’um, bu cesaretin seni öldürecek. Ne çocuğuna ne de bana acıyorsun. Bütün ailem öldü. Neyse ki zırhlarını almadı, saygı gösterdi aileme Aşil, ateş yaktırıp cesetlerini attırdı ateşe. Onlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Kimsem yok benim. Sen de ölürsen ne yaparız? Savaş meydanına inme, buradan bu kuleden idare et savaşı. Bak şu incir ağacının olduğu yerde duvarlar alçak, o noktaya üçtür saldırıyorlar. Büyük ve küçük Ajaks, idomeneus, Agamemnon, Menelaus, Diomedes, hepsi o surları aşmayı denedi” dedi.



“Bütün bunlar benim kafamı da meşgul ediyor ama eğer savaştan çekilirsem kimsenin yüzüne bakamam. Ben böyle alışmışım, askerin başında en ön safta olmaya. Benim yapacağım fedakarlık hem babama hem bana şereftir. Kalbim de bana kalmamı söylüyor, Truva’nın sonunun geldiğini babamın, benim hepimizin öleceğini ben de biliyorum. Hepsine üzülüyorum ama en çok düşündüğüm sensin. Sana bir zarar gelmesinden korkuyorum. Ben ölürsem seni esir ederler, başka bir kadının hizmetçisi olursun, bir de üstüne bak bu zavallı bir zamanlar Hektor’ un karısıydı, Truva’nın prensesiydi, şimdi kuyudan su taşıyor” derler. İnşallah o günleri görmeyiz. Dedi.

Sonra oğlunu kucağına almak için eğildi. Çocuk babasının miğferinden korktu dadısına kaçtı. Anne baba güldüler, Hektor miğferi çıkarıp yere bıraktı. Miğfer güneşte pırıl pırıl parlıyordu. Eğildi çocuğu kucağına aldı, öptü, kucağında zıplattı, Zeus’a yakardı “Bu çocuk babasından daha kahraman olsun, anasına mutluluk ve gurur getirsin” dedi. Çocuğu annesine verdi. Andromache hem ağlıyor hem de gülümsüyordu aynı anda.

Hektor’ un yüreği sızladı, onun sırtını okşayıp, “hüzünlenme, benim için üzülme, kader neyse o olur. Kaderimde yoksa kimse beni öldüremez. Korkak da olsa cesur da olsa kimse kaderinden kaçamaz. Doğduğumuz gün yazımız anlımıza yazılmıştır. Şimdi eve git, günlük işlerine bak, yün eğir, dokuma yap, örgü ör, diğer kadınlara da söyle onlar da çok çalışsın. Savaş kısmını da biz erkeklere bırakın. Truva’da doğan bütün erkekler savaşacak, en başta da ben” dedi.

Hektor miğferini başına geçirdi, eline silahını aldı, ayrıldılar. Andromacha gözü arkada gidiyordu eve doğru ağlayarak. Sağlam evine girdiğinde, kendisi gibi bütün ev halkı da ağladı. Hektor yaşıyordu henüz ama kimse onun bu savaştan sağ salim döneceğine inanmıyordu. Gidişat onu gösteriyordu.

Paris fazla vakit geçirmeden evinden çıktı, dinlenmiş, silahlarını parlatmış, bütün yakışıklılığıyla boy gösterdi Sanki ahırda fazla kalmış, koşmaya can atan soylu bir at gibiydi. Öyle bir hızla fırladı. Hektor’a yetişti. Hektor hala karısıyla konuştuğu kulenin altında ağırdan alarak düşünceli ilerliyordu.

Paris “Geciktim biraz beklettim seni halbuki çabuk gel demiştin bana” dedi ağabeyine.

Hektor, “İnanılmaz bir adamsın. Aslında iyi bir askersin ama kafana göre hareket ediyorsun. Geride kalıyorsun, savaştan kaçıyorsun. Millet seninle alay ediyor, ona üzülüyorum. Onlar bu sıkıntıya senin için katlanıyorlar sen sarayda oturuyorsun. Tamam şimdi saldırı zamanı. Bu badireyi atlatırsak soracağım senden bütün bu olan bitenlerin hesabını” dedi.

 

18 Aralık 2023 Pazartesi

Hector Saray'da

 




Hektor Truva’nın meşhur kapısından içeri girip de meşe ağacını geçtiğinde kadınlar koşuşturdular hepsi akrabalarını tanıdıklarını soruyor haber almak istiyorlardı. Kimi oğlunun, kimi babasının kimi kardeşinin akıbetini merak ediyordu. Hektor onlara sadece “dua edin” dedi geçti. Ağır bir hüzün kapladı havayı.

Hektor saraya girdi doğru annesinin odasına gitti. Annesi ve kız kardeşi oturuyorlardı.  Annesi hemen kalktı haber sordu. “Ne oldu niye geldin? Savaşı bıraktın bu lanet Yunanlılar surlarımızın dibinde. Herhalde Zeus’a dua etmek için geldin. Dur otur şöyle sana bir kadeh şarap vereyim dinlen biraz” dedi.

Hektor, “Şarap içilecek zaman değil anne. Şarap zihnimi bulandırır. Kaslarımı gevşetir, savaşamam sonra. Dua etmek için de durumum müsait değil kan ter içindeyim savaşın tozu kiri üzerimde. Önce yıkanıp temizlenmem gerekir. Ama sen dua et. Onun için geldim. Truvalı yaşlı kadınları topla Athena tapınağına gidin. Truva’da bulunan en güzel işlemeli elbise hangisiyse bul onu, Athena heykelinin dizlerinin üzerine koy, söyleyelim tam on iki adet kurban adansın. Zeus’ a Athena’ya dua edilsin. Truva’ya kadınlara çocuklara bir zarar gelmesin diye yakarılsın. Diomedes’ i diğer düşmanları şehrimizden uzak tutsun. Şimdi sen tapınağa git, ben Paris’i bulacağım hangi cehennemdeyse. Benimle birlikte savaş meydanına gelsin. Geberip gitsin. Biz de kurtulalım bu işten” dedi annesine.

Annesi bir şey söylemden kalktı hemen görevlileri çağırdı. Truvalı kadınlara haber yollattı. Dolaplar açıldı. Paris’in Helen’i kaçırırken Yunanistan’dan beraberinde getirdiği hediyeler çıktı ortaya. En güzel elbise seçildi Athena’ya sunmak için. Sonra tapınağa gittiler.

Athena’nın kulakları bu dualara kapalıydı. Truva’lı kadınların çocukların akıbeti onu ilgilendirmiyordu. O Yunan tarafının kazanması için herşeyi yapacaktı.

Paris, Priam ve Hektor’un saraylarının yanında kendisine görkemli bir saray yaptırmıştı en iyi ustalara. Hektor sarayın kapısından içeri elinde mızrağı kafasında miğferi hışımla girdi. Paris yatak odasında zırhlarını parlatıyordu. Helen ve emrindeki kadınlar işlemeler yapmakla meşguldü. Paris’in yatak odası yükseltilmiş. Priam ve Hektor’un odalarıyla aynı seviyede inşa edilmiş. Bu da onun had bilmezliğinin bir başka göstergesiydi.

Hektor Paris’i yayını bir sağa bir sola çevirip oyalanırken görünce gürledi: “Ne yapıyorsun sersem? Aşağıdan gelen savaşın uğultusunu duymuyor musun? Millet senin için ölüyor. Senin herkesten önce savaş meydanına gitmen gerekiyordu. Kalk fırla. Oturduğunu görmeyeyim. Truva yakılıp kile dönmeden kalk git savaş meydanına” dedi.

Paris “Haklısın beni azarlamakta ama ben üzüntümden burada duruyorum. Demin de aynı şeyleri Helen söyledi, ben de hazırlanıyordum, gidecektim. Zaten savaş bu belli olmaz bir o kazanır bir bu. Bekle geliyorum.” dedi